Fransa, Manş Denizi üzerinden İngiltere'ye ulaşmaya çalışan düzensiz göçmenleri engellemek amacıyla kapsamlı bir güvenlik operasyonu yürütüyor. Yıllık binlerce kişi, küçük teknelerle tehlikeli geçişi göze alırken, Fransız yetkililer son dönemde devriye sayısını ve teknolojik gözetimi artırdı. Alınan önlemler sonucunda geçiş sayısında belirgin bir düşüş kaydedildiği bildiriliyor. Ancak göçmenlerin dramı ve uluslararası hukuk ihlalleri endişeleri devam ediyor.
Göçmen Geçişlerinde Düşüş ve Artan Baskı
Fransa İçişleri Bakanlığı verilerine göre, 2023 yılında Manş Denizi'ni geçmeye çalışan göçmen sayısı bir önceki yıla kıyasla önemli ölçüde azaldı. Bu düşüşte, Fransız kolluk kuvvetlerinin sahillerde konuşlandırdığı ek birlikler, insansız hava araçları ve termal kameralarla yapılan 24 saatlik gözetim ile son teknoloji ürünü dinleme cihazlarının etkili olduğu belirtiliyor. Ayrıca, göçmenlerin toplanma noktalarına yönelik baskınlar ve tekne tedarikçilerine yönelik operasyonlar da caydırıcı rol oynadı.
Fransız yetkililer, 2022'de yaklaşık 45 bin kişinin geçiş yaptığını, 2023'te bu sayının 30 binin altına düştüğünü açıkladı. Ancak göçmen hakları örgütleri, bu düşüşün gerçek nedeni olarak artan baskıyı ve göçmenlerin daha tehlikeli rotalara yönelmesini gösteriyor. Özellikle Calais ve çevresindeki kamplarda yaşam koşulları kötüleşirken, sınır dışı edilenlerin sayısı da artıyor.
İngiltere hükümeti ise Fransa ile işbirliğini güçlendirerek, ortak devriyeler ve istihbarat paylaşımı konusunda anlaşmalar yaptı. Londra, Ruanda planı gibi tartışmalı politikalarla caydırıcılığı artırmaya çalışırken, insan hakları savunucuları bu yaklaşımın uluslararası hukuka aykırı olduğunu savunuyor.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Manş Denizi'ndeki göçmen krizi, yalnızca Fransa ve İngiltere'yi değil, tüm Avrupa Birliği'ni ilgilendiren bir sorun. AB, göçmen politikalarında ortak bir çözüm bulmakta zorlanırken, üye ülkeler arasında dayanışma mekanizmaları yetersiz kalıyor. Fransa'nın tek taraflı önlemleri, AB'nin göç ve iltica sistemi reformu tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Küresel ölçekte ise iklim değişikliği, savaşlar ve ekonomik istikrarsızlık nedeniyle yerinden edilen insan sayısı her geçen gün artıyor. Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya genelinde 110 milyondan fazla kişi zorla yerinden edilmiş durumda. Bu durum, gelişmiş ülkelerin sınır güvenliği politikalarını daha da sertleştirmesine yol açıyor. Manş Denizi'ndeki uygulamalar, bu küresel eğilimin somut bir örneği olarak görülüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Fransa'nın Manş Denizi'nde göçmen geçişlerini engellemeye yönelik artan çabaları, Türkiye'yi doğrudan etkilemese de Avrupa'nın göç politikalarındaki genel sertleşmeyi yansıtıyor. Türkiye, halihazırda 4 milyondan fazla sığınmacıya ev sahipliği yaparak dünyada en fazla mülteci barındıran ülke konumunda. Avrupa ülkelerinin sınırlarını kapatma eğilimi, Türkiye'nin üzerindeki göç baskısını artırabilir ve AB ile yapılan Geri Kabul Anlaşması'nın önemini daha da kritik hale getirebilir. Ayrıca, Türkiye'nin Ege Denizi'ndeki göçmen geçişlerini engelleme çabaları, Fransa'nın Manş'taki uygulamalarıyla paralellik gösteriyor. Bu gelişmeler, Türkiye'nin AB ile göç yönetimi işbirliğini yeniden değerlendirmesine neden olabilir.