Küresel piyasalarda borsa yatırım fonları (ETF) giderek daha fazla ilgi görürken, Victory Capital ETF ve Yatırım Franchise & Çözümlerinden Sorumlu Başkan Mannik Dhillon, kaliteli ETF hisse sınıflarına olan talebin devam ettiğini vurguladı. Bloomberg ETF IQ programında Scarlet Fu ve Katie Greifeld ile yaptığı söyleşide Dhillon, yatırımcıların sadece düşük maliyet değil, aynı zamanda likidite, şeffaflık ve uzun vadeli performans gibi kalite göstergelerine odaklandığını ifade etti. Özellikle son dönemde artan piyasa oynaklığı ve faiz oranlarındaki belirsizlikler, yatırımcıları ETF tercihlerinde daha seçici davranmaya itiyor. Dhillon, "Artık her ETF aynı değil. Yatırımcılar, fon yönetimindeki disiplini, varlık büyüklüğünü ve işlem hacmini yakından takip ediyor" dedi.
Gelişmenin Arka Planı: ETF Piyasasında Büyüme ve Kalite Arayışı
Küresel ETF varlıkları son on yılda rekor seviyelere ulaştı ve 10 trilyon doları aştı. Ancak bu hızlı büyüme, ETF çeşitliliğini de beraberinde getirdi. Geleneksel endeks takip eden fonların yanı sıra aktif yönetilen, temalı ve faktör bazlı ETF'ler de yatırımcılara sunuluyor. Dhillon, bu çeşitliliğin yatırımcılar için fırsat yarattığı kadar risk de taşıdığına dikkat çekti: "Düşük işlem hacmine sahip veya dar bir piyasada işlem gören ETF'ler, yatırımcılar için beklenmedik maliyetler ve likidite sorunları yaratabilir." Bu nedenle Victory Capital, yatırımcıların ETF hisse sınıflarını seçerken fonun piyasa derinliği, spread genişliği ve yönetim ücretleri gibi faktörleri değerlendirmesi gerektiğini savunuyor. Özellikle kurumsal yatırımcılar, büyük ölçekli işlemlerde düşük maliyet avantajı sağlayan hisse sınıflarını tercih ederken, bireysel yatırımcılar da perakende hisse sınıflarındaki kaliteyi sorguluyor.
Bölgesel ve Küresel Boyut: ETF Piyasasında Rekabet ve Düzenlemeler
ETF endüstrisi, düşük maliyetli pasif fonların yükselişiyle büyük bir dönüşüm geçiriyor. BlackRock, Vanguard ve State Street gibi devlerin yanı sıra Victory Capital gibi orta ölçekli oyuncular da yenilikçi ürünlerle pazar payı kapmaya çalışıyor. Dhillon, bu rekabetin yatırımcılara fayda sağladığını, ancak kalite kontrolünün ihmal edilmemesi gerektiğini vurguluyor. Özellikle Avrupa ve Asya pazarlarında ETF benimseme oranları artsa da, ABD hala en büyük pazar konumunda. Düzenleyici çerçeveler ise ülkeden ülkeye farklılık gösteriyor; bazı bölgelerde ETF'lerin şeffaflık ve raporlama standartları daha katı. Bu durum, global yatırımcıların farklı hisse sınıfları arasında karşılaştırma yapmasını zorlaştırabiliyor. Dhillon, "Yatırımcıların sadece getiriye değil, aynı zamanda fonun yönetim yapısına ve düzenleyici uyumuna da bakması gerekiyor" ifadelerini kullandı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küresel ETF piyasasındaki bu gelişmeler, Türkiye'de yatırım yapmak isteyen yerli ve yabancı yatırımcılar için dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye'de ETF ürünleri henüz gelişmiş piyasalardaki kadar yaygın olmasa da, Borsa İstanbul'da işlem gören birkaç yerli ETF ve yabancı ETF'lerin Türk hisse senetlerine yatırım yapan versiyonları bulunuyor. Dhillon'un vurguladığı kalite faktörleri, Türkiye'ye yatırım yapan ETF'ler için de geçerli: Likidite düşüklüğü veya yüksek yönetim ücretleri, Türk varlıklarına olan talebi etkileyebilir. Ayrıca, küresel ETF pazarındaki büyüme, Türk yatırımcıların uluslararası çeşitlendirme imkanlarını artırıyor; ancak bu fonların kalitesini değerlendirme becerisi de önem kazanıyor. Türkiye'nin ekonomik istikrarı ve düzenleyici ortamı, yabancı ETF'lerin Türk varlıklarına olan ilgisini doğrudan etkileyebilir. Bu nedenle, yatırımcıların ETF seçimlerinde Dhillon'un belirttiği kriterleri göz önünde bulundurması, uzun vadeli getiri ve risk yönetimi açısından faydalı olacaktır.