Ebola virüsü salgınının sürdüğü bir Batı Afrika ülkesinde, hamile kadınlar hastanelere gitmekten kaçınıyor. Bu durum, halihazırda dünyanın en yüksek anne ölüm oranlarından birine sahip olan ülkede, maternal ölümlerde endişe verici bir artışa yol açma potansiyeli taşıyor. Uzmanlar, Ebola korkusunun kadınları doğum öncesi bakım ve acil doğum hizmetlerinden uzaklaştırdığını, bunun da doğrudan önlenebilir anne ölümlerine neden olduğunu belirtiyor. Salgınla mücadele eden sağlık sistemleri, hem Ebola hastalarına hem de diğer acil sağlık ihtiyaçlarına aynı anda yanıt vermekte zorlanıyor.
Korku ve güvensizlik sağlık hizmetlerine erişimi engelliyor
Ebola'nın yüksek bulaşıcılığı ve ölüm oranı, toplumda hastanelere karşı derin bir güvensizlik yarattı. Birçok hamile kadın, doğum sırasında veya doğum öncesi kontrollerde Ebola kapma korkusuyla sağlık merkezlerine gitmeyi reddediyor. Bu durum, evde gerçekleşen doğumların sayısını artırırken, komplikasyon durumlarında tıbbi yardıma erişim neredeyse imkânsız hale geliyor. Sağlık yetkilileri, hastanelerin Ebola tedavi merkezlerine dönüştürülmesinin, diğer sağlık hizmetlerinin aksamasına yol açtığını; personel ve kaynakların büyük ölçüde salgınla mücadeleye kaydırıldığını ifade ediyor. Bu, özellikle kırsal bölgelerde yaşayan ve zaten sınırlı sağlık hizmetine erişebilen kadınları daha da kırılgan hale getiriyor.
Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu (UNFPA) verilerine göre, söz konusu ülkede her 100.000 canlı doğumda 500'den fazla anne ölümü gerçekleşiyor; bu oran küresel ortalamanın neredeyse iki katı. Ebola salgını öncesinde bile yetersiz olan doğum öncesi bakım ve acil obstetrik hizmetler, salgınla birlikte neredeyse tamamen durma noktasına geldi. Hamile kadınların yaklaşık yarısı doğumlarını sağlık personeli yardımı olmadan, evde veya geleneksel ebe desteğiyle gerçekleştirmek zorunda kalıyor. Bu durum, kanama, enfeksiyon ve hipertansiyon gibi önlenebilir nedenlerden kaynaklanan ölümleri artırıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Salgınların sağlık sistemleri üzerindeki yıkıcı etkisi
Ebola salgını, sadece virüsün kendisinin yol açtığı ölümlerle değil, aynı zamanda sağlık hizmetlerinin sekteye uğramasıyla da dolaylı ölümlere neden oluyor. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), önceki Ebola salgınlarında benzer modeller gözlemlendiğini; kızamık, sıtma ve tüberküloz gibi hastalıklara bağlı ölümlerin arttığını rapor etmişti. Hamile kadınların durumu ise bu dolaylı etkilerin en çarpıcı örneklerinden birini oluşturuyor. Salgın bölgelerinde anne ölümlerindeki artış, sağlık sistemlerinin kırılganlığını ve acil durumlarda temel sağlık hizmetlerinin sürdürülebilmesi için gerekli planlamanın önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Küresel toplum, salgınlara müdahale ederken rutin sağlık hizmetlerini ihmal etmemenin, uzun vadede daha fazla can kaybını önleyeceğini anlamalıdır. Bu bağlamda, uluslararası yardım kuruluşlarının hem Ebola'yla mücadele hem de doğum öncesi bakım gibi temel hizmetleri eş zamanlı olarak finanse etmesi ve desteklemesi kritik önem taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Afrika ile artan sağlık iş birliği ve insani yardım faaliyetleri bağlamında değerlendirilebilir. Türkiye, geçmişte Ebola salgınına karşı Sağlık Bakanlığı ve TİKA aracılığıyla bölgeye tıbbi malzeme ve personel desteği sağlamıştı. Mevcut durum, sağlık krizlerinin bütüncül bir yaklaşım gerektirdiğini; sadece salgınla değil, salgının dolaylı etkileriyle de mücadele edilmesi gerektiğini göstermektedir. Türkiye'nin bölgedeki sağlık altyapısını güçlendirme ve anne-çocuk sağlığı programlarına katkısı, bu tür krizlerin etkilerini azaltmada önemli rol oynayabilir. Ayrıca, Türkiye benzer salgın senaryolarına hazırlıklı olmak için kendi sağlık sisteminde de acil durum planlamasını gözden geçirmeli ve rutin hizmetlerin sürekliliğini garanti altına alacak mekanizmaları güçlendirmelidir.