Ebola virüsü salgını, on yıllardır süregelen yetersiz yatırımlar ve dışa bağımlılıkla mücadele eden Afrika kıtasının sağlık altyapısındaki kırılganlıkları bir kez daha gözler önüne serdi. Son aylarda Uganda ve Demokratik Kongo Cumhuriyeti'nde yeniden görülen vakalar, uluslararası yardımların azalması ve küresel odaklanmanın diğer krizlere kaymasıyla birlikte, Afrika ülkelerini sağlık sistemlerinde öz yeterliliği artırmaya zorluyor. Salgın yönetiminde karşılaşılan aşı ve ilaç temini sorunları, kıtanın yerel üretim kapasitesini geliştirme çabalarını hızlandırdı.
Kırılgan sistemler ve salgın yönetimindeki zorluklar
Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, Ebola salgınlarının en yoğun görüldüğü Batı ve Orta Afrika ülkelerinde sağlık harcamaları, Gayri Safi Yurtiçi Hasıla'nın ortalama yüzde 5'inin altında kalıyor. Bu oran, gelişmiş ülkelerdeki ortalamanın yarısı kadar. Yetersiz altyapı, sağlık çalışanı eksikliği ve lojistik zorluklar, Ebola gibi yüksek bulaşıcılığa sahip hastalıklarla mücadelede ciddi engeller oluşturuyor. Uganda Sağlık Bakanlığı, 2022'deki Sudan Ebola virüsü salgınında hızlı müdahale ekipleri kurarak başarılı bir karantina uygulasa da, aşı ve tedavi stoklarının tükenmesiyle uluslararası yardıma başvurmak zorunda kaldı.
Küresel sağlık fonlarında yaşanan kesintiler de durumu daha da zorlaştırıyor. ABD ve AB'nin pandemi sonrası yardım bütçelerini kısması, Afrika ülkelerinin kendi kaynaklarına yönelmesini tetikliyor. Afrika Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi, 2026 yılına kadar kıtanın ihtiyacı olan aşıların yüzde 60'ını yerel olarak üretmeyi hedefliyor. Ancak mevcut durumda bu oran yalnızca yüzde 1 seviyesinde. Senegal, Ruanda ve Güney Afrika gibi ülkeler biyoteknoloji yatırımlarını artırırken, kıtanın geri kalanı hâlâ büyük ölçüde ithalata bağımlı.
Bölgesel ve küresel boyut: Kendine yeterlilik arayışı
Ebola krizi, Afrika ülkeleri arasında bölgesel iş birliğini de güçlendirdi. Doğu Afrika Topluluğu ve Afrika Birliği, sınır ötesi salgın izleme sistemleri kurarak ortak müdahale mekanizmaları oluşturuyor. Ancak bu çabalar, siyasi istikrarsızlık ve kaynak yetersizliği nedeniyle sekteye uğrayabiliyor. Küresel düzeyde ise salgın, Dünya Sağlık Örgütü'nün reform ihtiyacını bir kez daha gündeme getirdi. Pandemi Anlaşması müzakerelerinde, düşük gelirli ülkelerin aşı ve ilaçlara erişimi konusunda adil bir dağıtım mekanizması kurulması talep ediliyor.
Öte yandan, özel sektörün de bu alana ilgisi artıyor. GAVI aşı ittifakı ve UNICEF, Afrika'da aşı üretim tesislerinin kurulması için 1,2 milyar dolarlık bir fon oluşturdu. Ancak bu yatırımların meyve vermesi yıllar alabilir. Kısa vadede ise Ebola gibi salgınlar, uluslararası dayanışma ve hızlı yardım akışını zorunlu kılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Afrika kıtasıyla sağlık alanında iş birliğini son yıllarda önemli ölçüde artırmıştır. Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı (TİKA) ve Sağlık Bakanlığı aracılığıyla Somali, Sudan ve Nijer gibi ülkelerde hastaneler kurulmuş, sağlık personeli eğitimi verilmiştir. Ebola salgınının yarattığı kırılganlık, Türkiye'nin kıtadaki sağlık diplomasisini daha da stratejik hale getirebilir. Aşı ve ilaç üretiminde kendine yeterlilik arayışı, Türk ilaç firmaları için Afrika pazarında yeni ortaklık fırsatları doğurabilir. Ancak Türkiye'nin bu alandaki etkisini artırabilmesi için, sürdürülebilir projeler ve yerel üretim kapasitesinin geliştirilmesine odaklanması gerekmektedir. Ayrıca, küresel salgın yönetişiminde Türkiye'nin arabulucu rolü, Afrika ülkeleriyle ilişkilerini güçlendirebilir.