Küresel kamuoyunda Çin'e yönelik anlatı, ülkenin ekonomik büyümesi ve siyasi istikrarına vurgu yapmaya devam ederken, bu görünürdeki başarının arkasında ciddi toplumsal, ekonomik ve çevresel sorunların gizlendiği belirtiliyor. Pekin yönetimi, uluslararası arenada güçlü ve tutarlı bir imaj çizmeye çalışsa da, ülke içindeki demografik baskılar, bölgesel eşitsizlikler, çevre kirliliği ve artan borç yükü gibi faktörler, uzun vadeli sürdürülebilirlik konusunda soru işaretleri oluşturuyor.
Gelişmenin arka planı: 'İstikrar' söyleminin gölgesinde kalan gerçekler
Çin, son kırk yılda benzeri görülmemiş bir ekonomik dönüşüm yaşadı ve yüz milyonlarca insanı yoksulluktan kurtardı. Bu başarı, ülkeyi dünyanın ikinci büyük ekonomisi haline getirdi ve Pekin'in küresel sahnedeki ağırlığını artırdı. Ancak bu büyümenin bedeli, bazı kesimlerde artan gelir eşitsizliği, kırsal ile kentsel bölgeler arasındaki uçurumun derinleşmesi ve orta sınıfın üzerindeki artan mali baskılar olarak ortaya çıktı. Genç işsizliği, özellikle üniversite mezunları arasında, resmi rakamların bile üzerinde seyrediyor ve bu durum toplumsal huzursuzluk potansiyelini besliyor.
Hükümetin “istikrar” söylemi, bu çelişkileri görünmez kılarken, özellikle teknoloji sektöründe uygulanan düzenlemeler ve özel sektör üzerindeki baskılar, girişimciliğin can damarını kesebilir. Eski Başbakan Yardımcısı Liu He'nin bile zaman zaman dile getirdiği gibi, piyasa odaklı reformların eksikliği, verimlilik artışını yavaşlatıyor ve yabancı yatırımcıları tedirgin ediyor. Bu durum, Çin'in küresel tedarik zincirlerindeki konumunu tehdit eden bir faktör olarak öne çıkıyor.
Öte yandan, ülkenin hızla yaşlanan nüfusu ve düşen doğum oranları, işgücü arzında daralmaya yol açarak ekonomik büyüme potansiyelini sınırlıyor. 2022'de nüfusun azalmaya başlaması, modern tarihinin en kritik dönüm noktalarından biri olarak görülüyor. Emeklilik sistemi ve sosyal güvenlik ağının bu demografik değişime hazır olmaması, gelecekte mali krizlere zemin hazırlayabilir. Tüm bu iç sorunlar, Pekin'in dış politikadaki iddialı tutumu ile tezat oluşturuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Güç mücadelesinin gölgesinde
Çin, askeri harcamalarını hızla artırıyor, Güney Çin Denizi'nde ada inşaatlarına devam ediyor ve Tayvan'a yönelik askeri tatbikatlarını sıklaştırıyor. Bu hamleler, ABD ve müttefikleriyle rekabeti tırmandırıyor. Ancak Batılı analistlere göre, Çin'in bu sert güç gösterisi, aslında iç zayıflıklarını maskeleme çabası olarak da okunabilir. Örneğin, Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında verilen kredilerin geri ödenememesi, bazı gelişmekte olan ülkelerde 'borç tuzağı' endişelerini artırdı ve Pekin'in itibarını zedeledi.
Küresel ekonomik yavaşlama ve ticaret savaşlarının etkisiyle Çin, ihracata dayalı büyüme modelinden iç talebi artırmaya yönelik bir geçiş yapmaya çalışıyor. Ancak bu geçiş, konut piyasasındaki balon, yerel yönetimlerin borç yükü ve tüketim harcamalarındaki durgunluk nedeniyle zorlu ilerliyor. COVID-19 pandemisi sırasında uygulanan katı sıfır vaka politikası, ekonomik aktiviteyi sekteye uğratmış ve şehirler arasındaki tedarik zincirlerini kırmıştı. Bu durum, hem iç hem de dış ticarette uzun süreli hasarlara yol açtı.
Uluslararası Para Fonu verilerine göre Çin, küresel büyümeye en büyük katkıyı sağlayan ülke olmaya devam ediyor, ancak bu katkının kalitesi sorgulanıyor. Ülkenin karbon emisyonları hala dünyanın en yükseği olmaya devam ederken, yenilenebilir enerjiye yaptığı yatırımlar umut verici olsa da, kömüre bağımlılık enerji güvenliği ve çevre sorunları yaratıyor. İklim değişikliğiyle mücadele, Çin'in küresel liderlik iddiasını gerçekleştirebilmesi için kritik bir test niteliği taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'deki gelişmeler, Türkiye'yi doğrudan etkileyecek nitelikte. Ankara-Pekin ilişkileri, ekonomik iş birliği ve Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde derinleşirken, Çin'in yaşadığı olası bir ekonomik yavaşlama, Türkiye'nin ihracatını ve turizm gelirlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Çin'in Orta Asya'da artan nüfuzu, Türkiye'nin bölgedeki ticari ve kültürel bağlarıyla etkileşim halinde. Güvenlik açısından, Çin'in askeri yayılması ve Tayvan konusundaki gerilimler, küresel tedarik zincirlerini etkileyerek Türkiye ekonomisinde dolaylı sonuçlar doğurabilir. Türkiye, dengeli bir dış politika izleyerek hem Batı ittifakı hem de Çin ile ilişkilerini sürdürmeye çalışıyor; bu nedenle Çin'in iç istikrarı, bölgesel güç dengesi için belirleyici olacak.