ABD'nin Basra Körfezi'ndeki Hürmüz Boğazı'nda yer alan stratejik Larak Adası'nda İran'a ait iki füzere rampasını hedef alan hava saldırısının hemen ardından İran, misilleme olarak Ürdün ve Birleşik Arap Emirlikleri'ndeki (BAE) askeri ve altyapı tesislerine yönelik saldırılar düzenledi. Saldırılar, bölgede haftalardır süren yüksek tansiyonun tehlikeli bir şekilde tırmanmasına yol açarken, taraflar arasında doğrudan bir çatışmanın eşiğine gelindiği yorumları yapılıyor.
Larak Adası Saldırısı ve İran'ın Yanıtı
ABD ordusu, yerel saatle sabah erken saatlerde gerçekleştirdiği operasyonda, Hürmüz Boğazı'nın güneyindeki Larak Adası'nda konuşlu İran Devrim Muhafızları Ordusu'na ait iki adet gemisavar füze rampasını imha ettiğini açıkladı. Pentagon yetkilileri, saldırının amacının Hürmüz Boğazı'ndaki ticari gemilere ve ABD savaş gemilerine yönelik artan tehdidi bertaraf etmek olduğunu belirtti. İran tarafı ise saldırıyı 'uluslararası hukukun açık bir ihlali' olarak nitelendirerek, ağır bir misilleme sözü verdi.
İran'ın yanıtı gecikmedi. Saldırıdan birkaç saat sonra, İran ordusuna ait insansız hava araçları ve füzeler, Ürdün'ün doğusundaki askeri tesisleri ve BAE'nin kuzey emirliklerindeki stratejik noktaları hedef aldı. Ürdün resmi ajansı Petra'ya göre, hava savunma sistemleri başkent Amman yakınlarında birden fazla füzeyi düşürürken, bazı parçaların kırsal alanlara düşmesi sonucu sınırlı hasar meydana geldi. BAE Savunma Bakanlığı ise Abu Dabi ve Dubai'ye yönelik saldırı girişimlerinin etkisiz hale getirildiğini, ancak bazı endüstriyel tesislerde yangınlar çıktığını doğruladı.
Bölgesel Gerilim ve Küresel Enerji Güvenliği
Bu son gelişmeler, Orta Doğu'da yıllardır süren vekalet savaşlarına doğrudan askeri çatışmanın eklenmesi anlamına geliyor. Hürmüz Boğazı, dünya petrol ticaretinin yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir su yolu olarak, tansiyonun yükselmesi uluslararası enerji piyasalarında ani fiyat artışlarına neden oldu. Brent petrolün varil fiyatı saldırı haberlerinin ardından yüzde 3'ten fazla yükselerek 85 doların üzerine çıktı.
Ürdün'ün kraliyet ailesi ve hükümeti, İran'ın saldırısını kınarken, ülkenin hava sahasını ihlal eden her türlü unsura karşı koyma hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. BAE ise Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne acil toplantı çağrısında bulundu ve saldırıyı 'uluslararası barış ve güvenliğe tehdit' olarak nitelendirdi. ABD Başkanı'nın ulusal güvenlik danışmanı, müttefiklerin savunmasına yönelik her türlü saldırının ağır sonuçları olacağı konusunda İran'ı uyardı.
Uzmanlar, İran'ın Ürdün ve BAE'yi seçmesinin sembolik ve stratejik nedenleri olduğunu belirtiyor. Ürdün, ABD ile yakın askeri iş birliği yapan Arap ülkelerinden biri olarak öne çıkarken, BAE de son yıllarda İsrail ile normalleşme anlaşması imzalayarak İran'ın tepkisini çekmişti. Bu saldırıların, İran'ın kendi topraklarına yönelik saldırılara karşı bölgesel müttefikleri hedefleyerek karşılık verme kapasitesini gösterdiği değerlendiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişmeler, Türkiye'nin enerji ithalatının büyük bir kısmını gerçekleştirdiği Basra Körfezi ve Orta Doğu'daki güvenlik ortamını doğrudan etkiliyor. Ankara, bölgesel istikrarın korunmasından yana bir tutum sergilerken, İran ile Batı arasındaki gerilimlerin yeni bir göç dalgası yaratma riski bulunuyor. Ayrıca Türkiye'nin Katar ile olan enerji anlaşmaları, Hürmüz Boğazı'nın güvenliğine bağlı olduğundan, petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki artış Türkiye'nin cari açığı ve enflasyonu üzerinde baskı oluşturabilir. Türk dış politikası, tarafları itidale davet ederken, bölgedeki etkin aktörlerle diyalog kanallarını açık tutarak krizin yayılmasını önlemeye çalışacaktır.