Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) yetkilisi, dünya genelinde yaklaşık 2,1 milyar kişinin hâlâ güvenli bir şekilde yönetilen içme suyuna erişemediğini, bunların 106 milyonunun ise doğrudan nehir, göl ve diğer arıtılmamış su kaynaklarına bağımlı olduğunu belirtti. Bu rakamlar, küresel su krizinin boyutlarını ve suya erişim konusunda kaydedilen yavaş ilerlemeyi gözler önüne seriyor. DSÖ Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Departmanı Direktörü Dr. Maria Neira, Birleşmiş Milletler 2023 Su Konferansı'nda yaptığı konuşmada, mevcut yatırım açıklarının ve zayıf yönetişim yapılarının, milyarlarca insanın temel bir insan hakkı olan güvenli suya erişimini engellediğini vurguladı.
Yatırım Açığı ve Yönetişim Zafiyeti
Dr. Neira, su ve sanitasyon altyapısına yönelik küresel yatırımların yıllık 114 milyar dolar civarında olduğunu, ancak 2030 yılına kadar Herkes İçin Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri'ne (SKH 6) ulaşabilmek için bu rakamın en az üç katına çıkarılması gerektiğini ifade etti. Özellikle Sahra Altı Afrika ve Güney Asya gibi bölgelerde, su kaynaklarının yönetimi zayıf, altyapı yetersiz ve iklim değişikliği su kıtlığını daha da derinleştiriyor. DSÖ verilerine göre, düşük gelirli ülkelerde su kaynaklarının %80'inden fazlası arıtılmadan tüketiliyor ve bu durum kolera, tifo, dizanteri gibi su kaynaklı hastalıkların yayılmasına neden oluyor. Her yıl yaklaşık 829.000 kişinin yetersiz su, sanitasyon ve hijyen nedeniyle öldüğü tahmin ediliyor.
Bölgesel Farklılıklar ve İklim Tehdidi
Güvenli suya erişimdeki eşitsizlikler, kırsal ve kentsel alanlar arasında da belirgin bir şekilde ortaya çıkıyor. Kırsal kesimde yaşayanların yalnızca %60'ı güvenli suya erişebilirken, kentsel alanlarda bu oran %90'a yükseliyor. İklim değişikliği ise kuraklık ve sel gibi aşırı hava olaylarının sıklığını artırarak su kaynaklarının kalitesini ve sürekliliğini tehdit ediyor. DSÖ, 2050 yılına kadar dünya nüfusunun yarısından fazlasının su stresi yaşayan bölgelerde yaşayacağını öngörüyor. Özellikle Asya kıtası, bu anlamda kritik bir noktada; hem hızlı nüfus artışı hem de sanayileşme, su kaynakları üzerindeki baskıyı artırıyor. Hindistan, Çin ve Endonezya gibi ülkelerde yeraltı sularının aşırı kullanımı, su seviyelerinin tehlikeli biçimde düşmesine yol açıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
DSÖ'nün bu uyarıları, Türkiye için de önemli çıkarımlar barındırıyor. Türkiye, su zengini bir ülke olmamakla birlikte, son yıllarda baraj ve sulama projeleriyle su yönetiminde önemli adımlar attı. Ancak iklim değişikliğinin etkisiyle kuraklık riski artarken, tarımsal sulamada verimsiz yöntemlerin kullanımı su kaynaklarını tehdit ediyor. Ayrıca, sınır aşan sular konusunda komşularla yaşanan anlaşmazlıklar, suyun jeopolitik bir mesele haline geldiğini gösteriyor. Türkiye’nin sürdürülebilir su yönetimi politikalarını güçlendirmesi ve yenilikçi arıtma teknolojilerine yatırım yapması, hem iç talebi karşılamak hem de bölgesel su diplomasisinde elini güçlendirmek açısından kritik önem taşıyor.