Kongo Demokratik Cumhuriyeti'nde (DRC) iktidar ve muhalefet arasındaki anayasa krizi, milletvekillerinin bu hafta kabul ettiği referandum yasasıyla yeni bir boyut kazandı. Cumhurbaşkanı Félix Tshisekedi'nin desteklediği yasa, 2028 genel seçimleri öncesinde anayasa reformunun önünü açmayı hedefliyor. Muhalefet partileri ise bu girişimi 'anayasal darbe' olarak nitelendiriyor ve iktidarın seçimleri ertelemeye çalıştığını iddia ediyor. Başkent Kinşasa'da artan siyasi gerilim, ülkede hukukun üstünlüğü ve demokrasi tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
Krizin arka planı: Anayasa değişikliği tartışmaları
DRC'de 2006'da kabul edilen anayasa, cumhurbaşkanlığı görev süresini 5 yılla sınırlandırıyor ve bir dönem daha seçilme hakkı tanıyor. Tshisekedi, 2018'de seçildikten sonra 2020'de bir kez daha aday olmuş, ancak görev süresinin yeniden sayılması tartışmalarıyla karşılaşmıştı. Şimdi ise iktidar, anayasanın bazı maddelerini değiştirerek üniter yapıyı güçlendirmek ve yatırımları hızlandırmak istediğini savunuyor. Ancak muhalefet, bu reformların aslında cumhurbaşkanının üçüncü dönemini mümkün kılmayı amaçladığını öne sürüyor. Sivil toplum örgütleri ve bağımsız hukukçular da, referandum yasasının aceleyle ve yeterli müzakere yapılmadan geçirilmesini eleştiriyor. Meclis'te tartışmalar sırasında muhalefet milletvekilleri oturumu boykot ederken, sokaklarda da gösteriler düzenlendi. İnsan hakları grupları, reform sürecinin şeffaf ve kapsayıcı olmadığını belirterek hükümete diyalog çağrısında bulunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Afrika'da anayasa değişiklikleri trendi
DRC'deki bu gelişme, Afrika kıtasında son yıllarda sıkça görülen anayasa değişiklikleri ve cumhurbaşkanlığı sürelerinin uzatılması eğilimini akıllara getiriyor. Ruanda, Uganda, Kongo Cumhuriyeti ve Çad gibi ülkeler, anayasal değişikliklerle liderlerinin görev sürelerini uzattı veya yeniden seçilme olasılığını artırdı. Batı Afrika'da ise Mali, Burkina Faso ve Nijer'de askeri darbelerle yönetim değişiklikleri yaşandı. DRC, Orta Afrika'nın en büyük ülkesi ve zengin maden kaynaklarına sahip; kobalt, bakır ve elmas gibi stratejik minerallerin küresel tedarikinde kilit rol oynuyor. Bu nedenle ülkedeki siyasi istikrarsızlık, uluslararası şirketler ve yatırımcılar için endişe kaynağı. Afrika Birliği ve Birleşmiş Milletler, DRC'deki taraflara diyalog çağrısı yaparken, Avrupa Birliği de anayasal sürecin demokratik normlara uygun yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Batılı ülkeler, özellikle Çin'in artan etkisi karşısında DRC ile ilişkilerini sürdürmek isterken, Rusya'nın bölgedeki paralı asker faaliyetleri de dikkatle izleniyor. Tshisekedi yönetimi, hem doğudaki silahlı gruplarla mücadele hem de ekonomik kalkınma vaatleriyle uluslararası destek arıyor. Ancak anayasa krizi, bu desteği zayıflatabilir ve ülkeyi yeni bir siyasi çıkmaza sürükleyebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
DRC, Türkiye'nin Afrika açılımında önemli bir ülke; savunma sanayii işbirliği, madencilik ve insani yardım alanlarında angajman artıyor. Anayasa krizinin derinleşmesi, Türk yatırımlarını ve bölgesel istikrarı etkileyebilir. Özellikle Türk savunma şirketlerinin DRC ile yaptığı silah anlaşmaları ve insansız hava aracı satışları, siyasi belirsizlikten zarar görebilir. Ayrıca, Afrika'da artan anayasal darbe ve süre uzatma trendi, Türkiye'nin kıtadaki demokrasi vurgusuyla çelişen bir tablo oluşturuyor. Ankara, krizde arabuluculuk yapabilecek kapasiteye sahip olsa da, doğrudan müdahaleden kaçınarak ekonomik çıkarlarını korumaya çalışacaktır. Gelişmelerin, Türkiye'nin Afrika politikasının esnekliğini ve dengeleri yeniden gözden geçirmesine yol açması muhtemel.