Kıbrıs Cumhuriyeti’nin (GKRY) Münhasır Ekonomik Bölgesi’nde (MEB) bulunan iki doğal gaz sahası için “pazarlanabilirlik beyanı” imzalandı. Kıbrıs Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Nikos Christodoulides, bu adımın Doğu Akdeniz’in Avrupa için alternatif bir enerji koridoru haline gelmesi yolunda “büyük bir adım” olduğunu belirtti. Projelerin 2033 yılına kadar üretime geçmesi planlanıyor.
Aphrodite ve Glaucus sahaları için ilk resmi adım
Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile enerji şirketleri arasında imzalanan anlaşma, bölgedeki hidrokarbon kaynaklarının ticarileştirilmesi sürecinde kritik bir aşama olarak değerlendiriliyor. Söz konusu sahalardan ilki 2011 yılında keşfedilen Aphrodite (Afrodit) sahası. Tahmini 4,5 trilyon fit küp (Tcf) doğal gaz rezervine sahip olan bu saha, İsrail’in Leviathan sahasına yakın konumda bulunuyor. Diğer saha ise daha küçük ölçekli Glaucus (Glafkos) sahası.
Christodoulides, imza töreninde yaptığı konuşmada, “Bu deklarasyon, enerji bağımsızlığımız ve bölgesel iş birliği vizyonumuzda somut bir adımdır. Doğu Akdeniz, Avrupa’nın enerji arz güvenliğine katkı sağlayacak stratejik bir alan haline gelecektir” dedi.
Proje kapsamında, sahalardan çıkarılacak gazın LNG’ye dönüştürülerek uluslararası piyasalara satılması veya Mısır’daki mevcut sıvılaştırma tesisleri aracılığıyla ihraç edilmesi öngörülüyor. Ayrıca, bölgeden geçecek olası bir doğal gaz boru hattı da alternatif taşıma yöntemleri arasında değerlendiriliyor.
Avrupa’nın enerji arayışında stratejik bir koz
Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon kaynakları, özellikle Rusya-Ukrayna savaşının ardından Avrupa’nın enerji arzını çeşitlendirme çabaları kapsamında daha da önem kazandı. Avrupa Birliği, 2027 yılına kadar Rus gazına olan bağımlılığı tamamen sonlandırmayı hedefliyor. Bu bağlamda Doğu Akdeniz gazı, hem coğrafi yakınlığı hem de mevcut altyapıya entegre edilebilirliği sayesinde önemli bir alternatif olarak öne çıkıyor.
İsrail, Mısır ve GKRY arasında enerji iş birliğini geliştiren anlaşmalar da bu süreci hızlandırıyor. 2020 yılında imzalanan Doğu Akdeniz Doğal Gaz Forumu’na (EMGF) üye ülkeler, bölgesel bir gaz piyasası oluşturma konusunda mutabık kalmıştı. Kıbrıs’taki bu yeni adım, forumun hedefleriyle de örtüşüyor.
Bununla birlikte, projelerin hayata geçirilmesinde karşılaşılabilecek teknik ve mali zorluklar da bulunuyor. Derin deniz sondajı ve deniz tabanına boru döşenmesi gibi ileri teknoloji gerektiren işlemler, yatırım maliyetlerini artırıyor. Ayrıca, bölgedeki jeopolitik gerilimler ve egemenlik tartışmaları da projelerin ilerlemesini etkileyebilecek faktörler arasında sayılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Doğu Akdeniz’deki bu gelişme, Türkiye’nin bölgedeki enerji stratejisi ve MEB politikaları açısından kritik önem taşıyor. GKRY’nin Türkiye’nin kıta sahanlığı ile çakıştığını iddia ettiği alanlarda tek taraflı adımlar atması, Ankara’nın egemenlik haklarına müdahale olarak değerlendiriliyor. Türkiye, kuzey Kıbrıs’ın da haklarını korumak amacıyla bölgede kendi sondaj faaliyetlerini yürütüyor. Bu bağlamda, GKRY’nin gaz sahalarını ticarileştirme girişimleri, Türkiye’yi iki devletli çözüm ve adanın enerji kaynaklarının adil paylaşımı yönündeki tezlerini güçlendirmeye itiyor. Öte yandan, bölge gazının Avrupa’ya ulaştırılması için Türkiye’nin mevcut boru hatları ve enerji altyapısı önemli bir avantaj oluşturuyor. Ankara, Doğu Akdeniz gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşınmasını öngören senaryolara sıcak bakıyor. Ancak GKRY’nin bu yönde bir uzlaşmaya yanaşmaması, gerilimi artıran bir unsur olarak varlığını koruyor.