Avustralya'da neredeyse unutulmaya yüz tutmuş bir hastalık, difteri, yeniden gündeme geldi. Özellikle Yerli topluluklarının yaşadığı uzak bölgelerde görülen salgın, sağlık eşitsizliğinin ve yoksulluğun çarpıcı bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. Kuzey Bölgesi'nde tespit edilen vakalar, bu hastalığın modern bir ülkede hâlâ var olmasının utanç verici olduğunu ortaya koyuyor. Aborjin sağlığı alanında çalışan uzmanlar, salgının sürpriz olmadığını, aksine yıllardır ihmal edilen barınma ve sağlık sorunlarının bir sonucu olduğunu belirtiyor.
Difteri Salgınının Arka Planı: Yoksulluk ve İhmal
Difteri, aşıyla önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen, Avustralya'nın uzak bölgelerinde yeniden ortaya çıktı. Özellikle Kuzey Bölgesi'ndeki Yerli topluluklarında görülen vakalar, sağlık sistemindeki derin eşitsizlikleri gözler önüne seriyor. Uzmanlar, temel nedenin yetersiz barınma koşulları olduğunu vurguluyor. Kalabalık evler, yetersiz temizlik imkanları ve sağlık hizmetlerine sınırlı erişim, hastalığın yayılmasını kolaylaştırıyor. Donna Ah Chee, Aborjin sağlığı uzmanı, salgının "Kapıyı Kapatma" (Closing the Gap) politikasının başarısızlığının bir göstergesi olduğunu ifade ediyor. Bu politika, yerli ve yerli olmayan Avustralyalılar arasındaki yaşam beklentisi ve sağlık uçurumunu kapatmayı hedefliyordu.
Difteri, boğazda ve ciltte yaralara neden olan bulaşıcı bir hastalıktır. Tedavi edilmezse solunum yetmezliği, kalp hasarı ve ölüme yol açabilir. Avustralya'da son büyük salgın 1990'larda görülmüştü. Ancak aşılama oranlarının düşmesi ve sağlık altyapısındaki eksiklikler hastalığın geri dönüşüne zemin hazırladı. Uzmanlar, acil olarak uzak bölgelere temiz su, kanalizasyon ve yeterli konut sağlanması gerektiğini belirtiyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Aşı Eşitsizliği ve Yoksulluk
Difteri salgını, Avustralya ile sınırlı değil; dünya genelinde aşılamadaki düşüş ve yoksulluk, bu tür hastalıkların yeniden ortaya çıkmasına neden oluyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde difteri vakaları görülmekle birlikte, gelişmiş bir ülke olan Avustralya'daki bu salgın, sağlıktaki eşitsizliğin küresel bir boyutu olduğunu gösteriyor. COVID-19 pandemisi, sağlık sistemlerindeki kırılganlıkları artırmış ve rutin aşılamaları aksatmıştı. Bu durum, difteri gibi önlenebilir hastalıkların nüksetmesi riskini yükseltti. Dünya Sağlık Örgütü, aşılama programlarının sürdürülmesi ve sağlık altyapısının güçlendirilmesi çağrısında bulunuyor.
Avustralya'nın uzak bölgelerinde yaşayan Yerli toplulukları, yoksulluk ve ayrımcılığın birleştiği noktada sağlık hizmetlerine erişimde ciddi zorluklar yaşıyor. Bu durum, sömürgecilik tarihinin ve sistemik ırkçılığın devam eden bir sonucu olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, sorunun kök nedenlerine inilmeden yalnızca tıbbi müdahaleyle çözülemeyeceğini vurguluyor. Barınma, eğitim ve istihdam gibi sosyal belirleyicilerin iyileştirilmesi gerekiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avustralya'daki difteri salgını, sağlık eşitsizliklerinin yalnızca gelişmekte olan ülkelerin sorunu olmadığını; gelişmiş ülkelerde de toplumun dezavantajlı kesimlerinin benzer risklerle karşı karşıya kalabileceğini göstermektedir. Türkiye, özellikle kırsal ve uzak bölgelerde yaşayan vatandaşlarının sağlık hizmetlerine erişiminde benzer zorluklarla karşılaşabilir. Aşılama oranlarının sürdürülmesi ve sağlık altyapısının kapsayıcı olması, bu tür salgınların önlenmesi için kritik öneme sahiptir. Ayrıca, Suriye'den gelen göçmenler gibi hassas grupların barınma ve sağlık koşullarının iyileştirilmesi, potansiyel halk sağlığı tehditlerini azaltacaktır. Türkiye, difteri salgınıyla mücadelede sağlık altyapısının güçlendirilmesi ve aşılama kampanyalarının devamlılığı açısından bu deneyimden ders çıkarabilir.