ABD'de Cumhuriyetçi Parti, Başkan Donald Trump'ın İran'a yönelik kesintisiz savaş politikasının 2026 ara seçimlerinde partinin şansını ciddi şekilde tehdit ettiğini görüyor. Süregelen çatışmalar, Cumhuriyetçi tabanı yıpratırken, seçmenlerin savaş yorgunluğu parti içinde endişe yaratıyor. Özellikle İran'daki askeri operasyonların maliyeti ve insani boyutu, Kongre üyelerinin seçim bölgelerinde sorgulanmaya başlandı. Bu durum, 2026'da Temsilciler Meclisi ve Senato çoğunluğunu korumak isteyen Cumhuriyetçiler için ciddi bir risk oluşturuyor.
Gelişmenin Arka Planı
Trump yönetimi, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerine karşı başlattığı askeri harekatı durdurma sinyali vermiyor. Geçtiğimiz haftalarda Basra Körfezi'nde artan gerilim, ABD savaş gemilerinin konuşlandırılması ve İran'a yönelik yeni yaptırımlar, çatışmanın genişlemesine yol açtı. Beyaz Saray'dan yapılan açıklamalarda, İran'ın 'terörist rejimi'ne karşı kararlılık vurgusu yapılırken, operasyonların 'tam zafer' elde edilene kadar süreceği belirtiliyor. Ancak bu söylem, Cumhuriyetçi seçmenler arasında giderek artan bir şüpheyle karşılanıyor.
Anketlere göre, Cumhuriyetçi seçmenlerin yüzde 45'i savaşın ülke ekonomisini olumsuz etkilediğini düşünüyor. Özellikle benzin fiyatlarındaki artış ve enflasyonun yükselmesi, orta sınıf aileleri zorluyor. Birçok Cumhuriyetçi vekil, seçim bölgelerinde savaş karşıtı bir rüzgarın estiğini ve bu durumun kendilerini zor durumda bıraktığını dile getiriyor. Parti stratejistleri, savaşın başlangıçtaki desteğinin zamanla aşındığını ve 2026 kampanyasının ana gündeminin ekonomik kaygılar olacağını savunuyor.
Öte yandan, Trump'ın en sadık destekçileri bile, operasyonların maliyetinin vergi indirimlerini tehlikeye attığını savunarak eleştirilerini yükseltiyor. Ünlü muhafazakar yorumcular, 'sonsuz savaşların' partinin kuruluş ilkelerine aykırı olduğunu ve bu politikaların seçmeni Demokrat Parti'ye itebileceğini öne sürüyor. Bu nedenle, Kongre'deki bazı Cumhuriyetçiler, savaş yetkilerini sınırlandıracak yasa tasarıları hazırlıyor; ancak Beyaz Saray'ın bu girişimlere sıcak bakmadığı biliniyor.
Bölgesel ve Küresel Etkiler
ABD'nin İran'a yönelik askeri harekatı yalnızca iç politikayı değil, bölgesel dengeleri de derinden etkiliyor. İran'ın olası misillemeleri, Basra Körfezi'ndeki petrol yollarını tehdit ederken, dünya enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ABD müttefikleri, çatışmanın kendi topraklarına sıçramasından endişe ediyor. Bu ülkeler, savaşın ekonomik sonuçlarından kaçınmak için arabuluculuk girişimlerini hızlandırdı; ancak taraflar arasındaki güven eksikliği, diplomasiyi zora sokuyor.
Küresel ölçekte, ABD'nin İran politikası, Çin ve Rusya ile ilişkileri de geriyor. Pekin ve Moskova, Tahran'a verdikleri destek doğrultusunda ABD'yi 'saldırganlıkla' suçluyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde acil toplantı talepleri gündeme gelirken, Avrupa Birliği de tarafları itidal çağrısında bulunuyor. Ancak Trump yönetimi, uluslararası eleştirilere rağmen mevcut politikasını sürdürme kararlılığında. Bu durum, ABD'nin uluslararası itibarına gölge düşürürken, müttefiklerin güvenini de sarsıyor. NATO genel sekreteri, İran'a yapılan operasyonların ittifakın gündemini meşgul ettiğini ve Avrupa'nın güvenlik mimarisini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD-İran çatışması, Türkiye için birden fazla açıdan önem taşıyor. Türkiye, İran ile komşu olarak istikrarsızlıktan doğrudan etkilenme riski taşıyor; olası bir savaş ortamı, sınır güvenliği ve göç dalgaları gibi sonuçlar doğurabilir. Enerji bağımlılığı düşünüldüğünde, bölgedeki tansiyonun yükselmesi Türkiye'nin enerji maliyetlerini artırabilir ve ekonomisini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, Türkiye'nin NATO müttefiki ABD ile ilişkileri, İran konusundaki görüş ayrılıkları nedeniyle zaten hassas bir dengededir; bu süreçte Türkiye, hem müttefiklik bağlarını korumak hem de İran'la diyaloğunu sürdürmek gibi ince bir diplomasi yürütmek zorunda kalacaktır. Türkiye'nin bölgede arabuluculuk rolü ön plana çıkabilir; ancak bu rolün, ABD'nin askeri harekatıyla nasıl bağdaştırılacağı belirsizliğini koruyor.