Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi (CSIS) Jeopolitik ve Dış Politika Bölümü Başkanı ve Orta Doğu Programı Kıdemli Üyesi Will Todman, ABD ile İran arasında 'topyekün savaş' ihtimalinin düşük olduğunu, çünkü ekonomik maliyetlerin her iki ülke için de çok ağır olacağını söyledi. Todman'a göre, iki ülke arasında düşük yoğunluklu, ancak zaman zaman patlamalarla seyreden bir çatışma senaryosu daha olası. Bu değerlendirme, ABD'nin İran'a yönelik yaptırımlarını sıkılaştırdığı ve bölgedeki vekil güçler arasındaki gerilimin tırmandığı bir dönemde geldi.
Siyasi ve askeri gerilimin ekonomik boyutu
ABD ile İran arasındaki gerilim, özellikle 2018'de ABD'nin nükleer anlaşmadan çekilmesi ve İran'a yönelik 'maksimum baskı' politikasını başlatmasıyla hızla tırmandı. İran da buna karşılık uranyum zenginleştirme faaliyetlerini artırarak ve bölgedeki vekil güçler aracılığıyla ABD çıkarlarını hedef alarak karşılık verdi. Ancak Todman'ın vurguladığı gibi, bu gerginliğin sıcak bir çatışmaya dönüşmesi her iki taraf için de ciddi ekonomik sonuçlar doğuracaktır. ABD için böyle bir savaş, Ortadoğu'da uzun soluklu bir askeri angajman, bölgedeki enerji arzının kesintiye uğraması ve küresel piyasalarda belirsizlik anlamına gelirken; İran için ise petrol ihracatının neredeyse tamamen durması, ağır yaptırımlar ve altyapının tahrip olması riskini beraberinde getirecektir.
Ekonomik maliyetlerin yanı sıra, iç siyasi dinamikler de topyekün savaşı engelleyen faktörler arasında. ABD kamuoyu, Irak ve Afganistan'da yıllardır süren savaşlardan yorgun düşmüş durumda ve yeni bir büyük çaplı askeri harekâta sıcak bakmıyor. İran'da ise halk, ekonomik kriz ve yüksek enflasyonla mücadele ederken, rejimin savaş riskini göze alması rejim içinde ve dışında tartışma yaratıyor. Bu nedenle, Todman'ın öngördüğü gibi, iki taraf da doğrudan savaş yerine vekalet savaşları, siber saldırılar ve yaptırımlar gibi daha düşük maliyetli yöntemleri tercih ediyor.
Bölgesel ve küresel yansımalar
ABD-İran geriliminin bölgesel boyutu da oldukça karmaşık. İran'ın nüfuz alanı Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen'e kadar uzanıyor. ABD'nin bölgedeki müttefikleri İsrail, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri de İran tehdidine karşı önlemlerini artırıyor. Todman'ın analizi, topyekün bir savaş yerine düşük yoğunluklu çatışmanın bölge ülkeleri için de daha öngörülebilir olduğunu gösteriyor. Ancak bu durum, zaman zaman yaşanabilecek sürpriz saldırıların (örneğin, İran'ın ABD üslerine veya petrol tankerlerine yönelik saldırıları) küresel piyasaları ve enerji fiyatlarını kısa vadede etkileyebileceği anlamına geliyor.
Küresel ölçekte de bu gerilim, petrol fiyatlarındaki dalgalanmalar ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklar yoluyla dünya ekonomisini etkiliyor. Rusya ve Çin gibi büyük güçler de bu gerilimden kendi çıkarları doğrultusunda faydalanmaya çalışıyor. Örneğin, Çin İran'dan indirimli petrol alarak enerji güvenliğini sağlarken, Rusya da OPEC+ içinde İran'ı destekleyen bir pozisyon alıyor. Todman'ın yorumu, bu büyük güçler arasındaki rekabetin de savaşın boyutlarını sınırlayıcı bir etki yapabileceğine işaret ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, hem ABD hem de İran ile sınırlı da olsa iş birliği ve rekabet içinde olduğu için bu gerilimden doğrudan etkileniyor. Topyekün bir savaş, Türkiye'nin enerji güvenliğini tehdit edebilir (İran doğalgazı ve petrolü) ve sınır boyunca güvenlik risklerini artırabilir. Ancak düşük yoğunluklu çatışma senaryosu, Türkiye'ye bölgesel bir aktör olarak daha fazla manevra alanı tanıyabilir. Ankara, hem ABD ile ittifak ilişkilerini dengelemek hem de İran'la sınırlı iş birliğini sürdürmek zorunda. Dolayısıyla Türkiye, savaşın tırmanmaması için diplomatik kanalları açık tutarken, Irak ve Suriye'deki vekil savaşlarında kendi çıkarlarını korumaya çalışacaktır.