Çin'de taşıyıcı annelik yasak olmasına rağmen, danışmanlık şirketleri ve aracı kurumlar, çocuk sahibi olmak isteyen Çinli aileleri giderek artan bir şekilde yurt dışındaki taşıyıcı annelerle buluşturuyor. Ülkedeki katı aile planlaması politikaları ve kadınların iş hayatında karşılaştığı annelik cezası, bu yasa dışı hizmete talebi körüklüyor. Ekonomik bağımsızlığını korumak isteyen kadınlar, annelik nedeniyle kariyerlerinde geri kalmamak için taşıyıcı annelik yolunu seçiyor.
Yasak ve Artan Talep
Çin'de 2001 yılından bu yana ticari taşıyıcı annelik yasak. Ancak yasağa rağmen, özellikle büyük şehirlerdeki varlıklı çiftler, yurt dışında yasal olan ülkelerde (ABD, Rusya, Ukrayna, Tayland gibi) taşıyıcı annelik hizmeti almak için aracılara başvuruyor. Bu aracı kurumlar, Çinli müşterilere yönelik reklamlar yaparak, yasal süreçleri yönetiyor, yurt dışındaki taşıyıcı annelerle bağlantı kuruyor ve doğum sonrası bebeğin Çin'e getirilmesi için gerekli evrak işlerini düzenliyor. Son yıllarda bu hizmetlere olan talebin arttığı, özellikle COVID-19 salgını sonrası dönemde daha da belirginleştiği belirtiliyor.
Çin'de kadınlar, evlilik ve annelik sonrası işgücü piyasasında ciddi ayrımcılıkla karşılaşıyor. İşverenler, çocuk doğurma potansiyeli olan kadınları işe almakta çekiniyor veya terfi ettirmekte isteksiz davranıyor. Bu durum, kadınların kariyerlerini riske atmadan çocuk sahibi olma arayışını doğuruyor. Taşıyıcı annelik, bu 'annelik cezasından' kaçınmak için bir çözüm olarak görülüyor. Özellikle kariyerinin zirvesindeki profesyonel kadınlar, hamilelik ve doğum izni nedeniyle işlerini kaybetme korkusuyla bu yola başvuruyor.
Çin hükümeti, nüfus azalması ve yaşlanan nüfus sorunuyla mücadele etmek için son yıllarda aile planlaması politikalarını gevşetti. 2016'da tek çocuk politikası sona erdi, 2021'de üç çocuk hakkı tanındı. Ancak bu değişiklikler, kadınların karşılaştığı yapısal zorlukları ortadan kaldırmadı. Yüksek yaşam maliyeti, konut fiyatları, eğitim masrafları ve iş-yaşam dengesizliği, çiftleri çocuk yapmaktan alıkoyuyor. Taşıyıcı annelik, bu baskıların bir sonucu olarak ortaya çıkıyor; ancak yalnızca maddi durumu iyi olan aileler bu hizmete erişebiliyor.
Küresel Taşıyıcı Annelik Pazarı ve Etiк Tartışmalar
Taşıyıcı annelik, dünya genelinde milyarlarca dolarlık bir pazar haline geldi. Hindistan, Tayland, Ukrayna gibi ülkeler, düşük maliyetler ve esnek yasalar nedeniyle uzun süre popüler destinasyonlar oldu. Ancak bu ülkelerde de yasal düzenlemeler sıkılaştırıldı; Hindistan 2015'te ticari taşıyıcı anneliği yasakladı, Tayland 2015'te yabancılar için yasak getirdi. Bu durum, talebin ABD gibi daha pahalı ama düzenli ülkelere kaymasına neden oldu. Çinli aileler için ABD, yasal güvence ve vatandaşlık hakkı nedeniyle cazip bir seçenek. Ancak maliyetler 100.000 doları aşabiliyor.
Taşıyıcı annelik, etik açıdan tartışmalı bir konu. Kadın bedeninin metalaştırılması, düşük gelirli kadınların sömürülmesi ve bebeğin ticari bir mal gibi alınıp satılması eleştirileri sıkça dile getiriliyor. Çin'de yasak olmasına rağmen, yurt dışında yapılan taşıyıcı annelik, ülkeye dönen bebeklerin vatandaşlık hakları konusunda belirsizlikler yaratıyor. Bazı durumlarda, genetik ebeveynlerden biri Çin vatandaşı olsa bile, bebeğin Çin vatandaşlığı alması uzun bürokratik süreçler gerektirebiliyor.
Uzmanlar, taşıyıcı annelik talebinin artmasının, Çin'deki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ve kadınların işgücü piyasasındaki dezavantajlı konumunun bir yansıması olduğunu belirtiyor. Kadınlar, annelik ve kariyer arasında seçim yapmaya zorlanırken, taşıyıcı annelik geçici bir çözüm sunuyor ancak köklü sorunları çözmüyor. Ayrıca, bu hizmete erişim yalnızca zenginlere açık olduğu için sosyal eşitsizliği derinleştiriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye'de taşıyıcı annelik yasal değil; 1926 tarihli Türk Medeni Kanunu'na göre soybağı doğumla kurulur ve taşıyıcı annelik sözleşmeleri geçersiz sayılır. Ancak son yıllarda yurt dışında taşıyıcı annelik yoluyla çocuk sahibi olan Türk vatandaşlarının sayısında artış gözlemleniyor. Bu durum, Türkiye'de de kadınların kariyer ve annelik arasında benzer baskılar yaşadığını gösteriyor. Türk hukuku, yurt dışında yapılan taşıyıcı annelik yoluyla doğan çocukların vatandaşlık ve soybağı konusunda belirsizlikler içeriyor. Çin örneği, ekonomik kalkınma ve kadın işgücüne katılım arttıkça taşıyıcı annelik talebinin artabileceğine işaret ediyor. Türkiye'nin de ileride benzer etik ve hukuki tartışmalarla karşılaşması muhtemel. Ayrıca, küresel taşıyıcı annelik pazarındaki düzenlemeler, Türk ailelerin yurt dışında karşılaşabileceği riskleri de beraberinde getiriyor.