Çin'in tartışmalı tek çocuk politikasının en yoğun döneminde, binlerce çocuk doğdukları ailelerden alınarak yurt içinde ve yurt dışında evlatlık verildi. Bugün, bu çocukların çoğu yetişkin oldu ve biyolojik ailelerinin izini sürmek için mücadele ediyor. FRANCE 24 muhabiri Yena Lee, bu arayışın izini sürüyor ve evlatlık verilen bir kişinin hikayesi üzerinden Çin'in kayıp çocuklarına ışık tutuyor.
Tek çocuk politikasının gölgesinde kopan aile bağları
1979'da başlatılan tek çocuk politikası, nüfus artışını kontrol altına almayı hedefliyordu. Ancak özellikle kırsal bölgelerde, aileler ikinci bir çocuk sahibi olduklarında ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalıyordu. Bu baskı, birçok ailenin bebeklerini terk etmesine ya da yetkililere teslim etmesine neden oldu. Devlet, bu çocukları topladı ve evlat edindirme sürecine dahil etti. Çoğu, Çin'de aile bulurken, önemli bir kısmı yurtdışına, özellikle ABD ve Batı Avrupa'ya evlatlık verildi.
Evlatlık verilen çocuklar, büyüdüklerinde kimliklerinin ve kökenlerinin bilinmezliğiyle yüzleşiyor. Doğum belgeleri, adları ve aile bilgileri genellikle eksik veya uydurmaydı. Çoğu, bulundukları yerin adıyla ya da mevsimlere göre isimlendirildi. Örneğin, kışın bulunan bir kıza 'Kış' anlamına gelen 'Dong' adı verilebiliyordu. Bu durum, kimlik arayışlarını daha da zorlaştırıyor.
Çin Halk Cumhuriyeti'nin 2015'te tek çocuk politikasını sona erdirmesiyle birlikte, evlatlıklar için yeni bir umut ışığı doğdu. Bazıları, artık devletin de yardımıyla geçmişlerine dair izler bulmaya çalışıyor. Ancak DNA testleri ve internet tabanlı soy araştırmaları, yüzlerce evlatlığın ailelerini bulmasına yardımcı olurken, süreç hala oldukça zorlu.
Bölgesel ve küresel boyut
Bu evlatlık dalgası, yalnızca Çin için değil, uluslararası bir insan hakları meselesi olarak da gündemde. 1990'larda ve 2000'lerin başında Batılı aileler, Çin'den binlerce kız çocuğu evlat edindi. Bu süreç, 'uluslararası evlat edinme' olarak adlandırılan küresel bir sektörün parçasıydı. Ancak birçok evlatlık, gerçek ailelerini bulmayı başarsa da, Çin hükümetinin bu konudaki tutumu ve geçmişe dönük belgelerin sınırlılığı, arayışı yavaşlatıyor.
Çin devleti, son yıllarda evlatlık verilenlerin kökenlerini araştırması için bazı kolaylıklar sağladı; ancak süreç hala büyük ölçüde bireysel çabaya dayanıyor. Ayrıca, bazı yetkililerin geçmişte zorla evlatlık verildiğine dair iddiaları reddetmesi, konunun siyasi hassasiyetini artırıyor. Uluslararası toplum, Çin'in bu çocuklara yönelik resmi bir özür dilemesini ve tazminat mekanizmaları kurmasını talep ediyor.
Bu haber, Fransa merkezli bir yayın kuruluşunun dosyasından alınmıştır. FRANCE 24'ün haberi, Çin'in doğum politikalarının uzun vadeli toplumsal sonuçlarına dikkat çekiyor ve dünya genelinde benzer uygulamaların insan hayatı üzerindeki derin etkilerini hatırlatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme doğrudan Türkiye ile ilgili olmasa da, uluslararası evlat edinme ve nüfus politikalarının insan hakları boyutunu gündeme getirmesi açısından önem taşıyor. Türkiye, göç ve mülteci krizleri nedeniyle benzer insan hakları tartışmalarına sahne oluyor. Ayrıca, Türk diplomatik misyonlarının yurtdışında yaşayan vatandaşların çocuklarının korunmasına yönelik çabaları, bu tür konularda duyarlılık gerektiğini gösteriyor. Türkiye, geçmişte yaşanan nüfus mübadelesi ve azınlık politikalarının yaralarını sarmaya çalışırken, bu tür haberler, karar alıcılar için bir ders niteliği taşıyabilir. Ayrıca, uluslararası hukukta bireysel kimlik hakkının önemi, Türkiye'nin de altını çizdiği bir ilkedir.