Dünyanın en büyük yenilenebilir enerji üreticisi konumundaki Çin, iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir çelişki yaşıyor. Ülke, rüzgar ve güneş enerjisinde rekor kapasite artışları sağlarken, bir yandan da kömür yakıtlı termik santrallerin inşasına hız kesmeden devam ediyor. Analistlere göre Pekin yönetiminin yeni beş yıllık kalkınma planı, kömür santrali sayısını daha da artıracak ve Çin’in 2060 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünü riske atacak. Bu durum, küresel iklim hedefleri açısından kritik bir uyarı niteliği taşıyor.
Çin’in Kömür Politikası Neden Değişmiyor?
Çin, 2020 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 2030’a kadar karbon emisyonlarını zirveye ulaştırma ve 2060’ta karbon nötr olma sözü vermişti. Ancak bu hedefler, ülkenin enerji talebindeki hızlı artış ve fosil yakıtlara olan bağımlılık nedeniyle tehdit altında. 2021’de Çin, toplam 36 gigavatlık yeni kömür santraline izin verdi – bu, dünyanın geri kalanında aynı dönemde inşa edilen tüm kömür santrallerinin toplamından daha fazla. Uzmanlar, bu oranın 2022’de daha da arttığını belirtiyor.
Çin’in enerji politikasının temelinde, enerji güvenliği ve ekonomik büyüme öncelikleri yatıyor. Ülke, elektrik kesintileri ve enerji krizleri yaşamamak için kömürü bir sigorta olarak görüyor. Özellikle ağır sanayi ve imalat sektörlerindeki yüksek talep, kömür santrallerinin faaliyette kalmasını gerektiriyor. Yenilenebilir enerji yatırımları artsa da, bu kaynaklar henüz baz yük talebini karşılayacak düzeyde değil.
İklim Taahhütleri ile Gerçekleşen Arasındaki Uçurum
Çin’in kömür politikası, sadece kendi iklim hedefleri için değil, küresel ısınmayı 1,5 santigrat derece ile sınırlama hedefi için de büyük risk oluşturuyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA), Çin'in mevcut kömür santrali filosunun kullanım süresi boyunca, dünyanın geri kalanının tüm yıllık emisyonuna eşdeğer miktarda karbon salacağını hesaplıyor. Yeni beş yıllık planda, 2025 yılına kadar karbon emisyon yoğunluğunun %18 oranında azaltılması hedeflense de, bu, kömür kullanımının artması durumunda yetersiz kalacak.
Çin’in bu çelişkili tutumu, iklim diplomasisinde de eleştirilere yol açıyor. ABD ve Avrupa Birliği, Çin’i daha hızlı hareket etmeye çağırırken, Pekin yönetimi gelişmekte olan ülkelerin enerji ihtiyacını ve adil geçişi vurguluyor. Ancak Çin’in aynı zamanda yurtdışında da kömür santrali yatırımları yaptığı ve Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında birçok ülkede kömür projelerini finanse ettiği biliniyor. Bu durum, Çin’in iklim liderliği iddiasını zayıflatıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin’in kömür politikası, Türkiye’nin enerji dönüşümü ve dış politikası açısından önemli sinyaller veriyor. Türkiye, benzer şekilde kömür ve doğal gaz ithalatına bağımlı bir ülke olarak, Çin’in yenilenebilir enerjiye rağmen kömürden vazgeçememesini dikkatle izlemeli. Çin’in iklim taahhütleri ile uygulamaları arasındaki bu uçurum, küresel karbon fiyatlandırma mekanizmalarını ve sınırda karbon düzenlemelerini etkileyebilir. Türkiye, AB’nin Karbon Sınır Düzenleme Mekanizması (CBAM) gibi araçlara karşı hazırlıklı olmalı ve yenilenebilir enerji kapasitesini artırarak enerji bağımsızlığını güçlendirmelidir. Ayrıca, Çin’in kömür santralleri için verdiği krediler ve teknoloji transferi, Türkiye’nin enerji projelerinde alternatif bir ortaklık modeli olarak değerlendirilebilir.