Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ülkesini küresel bir futbol gücüne dönüştürme hedefi, sistemik yolsuzluk ve merkeziyetçi yönetim anlayışının gölgesinde kaldı. Mark Dreyer'in analizine göre, Xi'nin 2015'te açıkladığı kapsamlı futbol reform planı, on yıl içinde Çin'i uluslararası arenada rekabetçi kılmayı öngörüyordu. Ancak, rüşvet ve adam kayırmayla zehirlenen lig yapısı, altyapıya yeterli yatırım yapılamaması ve tabandan yukarı değil, aksine tamamen tepe yönetimiyle yürütülen politikalar nedeniyle bu vizyon gerçekleşmedi.
Yolsuzluk ve planlama krizi
Çin futbolundaki en büyük sorun, kulüplerin devlet destekli holdinglerin elinde olması ve bu yapıların kısa vadeli başarı odaklı, popülist transfer politikaları izlemesiydi. Yıllık maaş bütçeleri Avrupa devleriyle yarışan kulüpler, birçok yıldız oyuncuyu astronomik ücretlerle transfer etti ancak bu hamleler saha sonuçlarına yansımadı. Futbol Federasyonu eski başkanı Chen Xuyuan ve yirmiye yakın üst düzey yöneticinin yolsuzluk suçlamasıyla yargılanması, liglerin manipülasyonunu gözler önüne serdi. Bugün, Çin milli takımı 1990'lardaki seviyesinin bile gerisinde; FIFA sıralamasında 80'inci sıraya kadar düştü.
Bu başarısızlıkta, merkezi hükümetin her şeyi kontrol etme arzusu da etkili oldu. Yerel yönetimlerin, okullardaki futbol sahalarını zorunlu kılmak gibi niceliksel hedefler koyması, nitelikli eğitmen ve altyapı eksikliğini gidermedi. Yetenek taraması ve antrenör eğitimi ihmal edilirken, kulüpler kâr hırsıyla genç yetişmeleri için gerekli yatırımı yapmadı. Sonuçta, Çin futbolu milyarlarca dolarlık bir sektöre ithal oyuncu ve yabancı teknik direktörün geçici başarısına endeksli hale geldi.
Bölgesel dengeler üzerindeki etkisi
Çin'in futbol başarısızlığı, yalnızca sportif bir mesele değil, aynı zamanda Pekin'in yumuşak güç stratejisini sekteye uğratan bir faktör. Xi'nin 'Çin Rüyası' konseptinde spor başarısı, ulusal prestij ve küresel tanıtım için bir araç olarak görülüyordu. 2027'ye kadar 50 bin futbol okulu açma ve 2030 yılına kadar Dünya Kupası'na katılma hedefleri artık neredeyse imkansız görünüyor. Diğer Asya ülkeleri Japonya ve Güney Kore'nin aksine, Çin futbolu sistemsel sorunlarını çözemediği için bölgesel bir güç olarak bu alanda geri planda kaldı. Bu durum, Çin'in 'spor ülkesi' imajını zedelerken, Orta Doğu ve diğer bölgelerdeki petrol zengini ülkelerin benzer stratejilerine de uyarıcı bir örnek teşkil ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin futbolundaki bu çöküş, Türkiye için dolaylı da olsa önemli bir ders barındırıyor. Türkiye de futbolunda yolsuzluk ve menajer skandallarıyla mücadele ederken, bu örnek temel sorun olarak yönetişim kalitesine işaret ediyor. Ayrıca Çin'in yumuşak güç projeksiyonundaki bu başarısızlık, Türkiye'nin Kuşak ve Yol Girişimi ve diğer Asya odaklı ekonomik işbirliklerinde Çin'in itibarını etkileyebilir. Ankara, bu deneyimden altyapı yatırımlarına spor değil kalkınma odağıyla yaklaşılması gerektiğini ve tepeden inme politikaların başarısızlığa mahkum olduğunu görebilir.