Çin'in Latin Amerika'da iki on yılı aşkın süredir devam eden yükselişi, Batı yarımkürenin en önemli jeopolitik gelişmelerinden biri olarak görülüyor. Pekin, ticaret, yatırım, altyapı projeleri ve diplomatik angajman yoluyla, 2000'lerin başında hayal edilmesi güç bir varlık inşa etti. Ancak bu ittifak, ABD'nin yeniden başkanlık koltuğuna oturan Donald Trump'ın etkisine tamamen dirençli değil.
Gelişmenin arka planı: Çin'in bölgedeki stratejik hamleleri
Çin, Latin Amerika'da özellikle Brezilya, Arjantin, Şili ve Peru gibi büyük ekonomilerle ilişkilerini derinleştirdi. Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında Peru'da Chancay Limanı gibi stratejik altyapı projelerine imza atan Pekin, bölgenin doğal kaynaklarına erişimini genişletti. İkili ticaret hacmi 2000 yılında 12 milyar dolarken 2022'de 450 milyar doları aştı. Çin, birçok Latin Amerika ülkesinin en büyük ticaret ortağı haline geldi.
Ancak bu ilişki tek taraflı değil. Bölge ülkeleri, Çin'in artan talebi sayesinde soya, bakır, demir cevheri ve petrol ihracatını katladı. Arjantin, Çin'den aldığı kredilerle ekonomik dalgalanmaları hafifletmeye çalışırken, Venezuela ve Küba gibi ABD'ye mesafeli ülkeler Pekin'e siyasi destek sundu.
Bölgesel ve küresel boyut: Trump faktörü ve jeopolitik dengeler
Trump'ın yeniden başkan seçilmesi, Latin Amerika'da ABD-Çin rekabetini keskinleştirebilir. Trump, ilk döneminde olduğu gibi Çin'e karşı sert ticaret politikaları izlemeye hazırlanıyor. Gümrük tarifelerinin artırılması ve teknolojik yaptırımlar, Çin'in bölgedeki ticari nüfuzunu zayıflatabilir. Ayrıca Trump, göçmenlik politikası ve Panama Kanalı'nın kontrolü gibi konularda Latin Amerika ülkeleriyle gerilim yaşayabilecek bir geçmişe sahip.
Buna karşılık, Çin'in eli zayıf değil. Pekin, ABD'nin bölgeden çekilme sinyalleri verdiği dönemlerde boşluğu doldurma konusunda deneyimli. Öte yandan, Latin Amerika ülkeleri Çin'e bağımlılıkla ABD'ye mesafe arasında hassas bir denge kurmaya çalışıyor. Meksika ve Brezilya gibi ülkeler, Çin'le ticareti sürdürürken ABD ile stratejik ittifaklarını korumak istiyor. Ancak Trump'ın 'Amerika Birinci' söylemi, bu ülkeleri Pekin'e daha da yaklaştırabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, küresel güç dengelerindeki kaymanın bir göstergesi olarak Türkiye'yi de ilgilendiriyor. Çin'in Latin Amerika'daki varlığı, Ankara'nın Afrika ve Asya'daki benzer açılımlarına paralel bir küresel rekabet stratejisini yansıtıyor. Türkiye, bu rekabette kendi ekonomik ve diplomatik çıkarlarını korumak zorunda. Latin Amerika'da Çin ve ABD arasındaki gerilim, Türkiye'nin bölgeye yönelik ticari ve siyasi girişimlerini etkileyebilir. Özellikle Brezilya, Arjantin ve Meksika ile gelişen ilişkiler, Çin'in nüfuzuyla doğrudan karşı karşıya kalmamak için dikkatli bir diplomasi gerektiriyor. Küresel ölçekte ise bu durum, Türkiye'nin çok kutuplu dünya düzenindeki pozisyonunu yeniden değerlendirmesine neden olabilir.