İsrail hükümeti, işgal altındaki Batı Şeria'da 34 yeni Yahudi yerleşim biriminin kurulması için 400 milyon doları aşan bir bütçeyi onayladı. Karar, uluslararası hukuka ve Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak değerlendirilirken, Filistin yönetimi ve birçok ülke tarafından sert bir dille kınandı. İsrail Maliye Bakanlığı tarafından hazırlanan bütçe paketi, yerleşimlerin altyapı, yol, su ve elektrik gibi temel ihtiyaçlarını kapsıyor. Onaylanan fonun, Batı Şeria'daki yerleşimci nüfusunu artırmayı ve bölgedeki Yahudi varlığını güçlendirmeyi hedeflediği belirtiliyor.
Gelişmenin Arka Planı
İsrail'in Batı Şeria'daki yerleşim politikası, 1967'deki Altı Gün Savaşı'ndan bu yana uluslararası toplumun tepkisini çekiyor. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin 2334 sayılı kararı, işgal altındaki Filistin topraklarında yerleşim faaliyetlerinin "uluslararası hukukun açık ihlali" olduğunu ve "iki devletli çözümü" baltaladığını vurguluyor. Ancak İsrail, bu bölgeleri tarihi ve dini nedenlerle kendi toprağı olarak görüyor. Son yıllarda, özellikle sağcı hükümetler döneminde yerleşim faaliyetleri hız kazandı. 2022'de göreve gelen Netanyahu liderliğindeki koalisyon hükümeti, yerleşimleri genişletme vaadiyle seçim kazanmıştı. Bu bütçe onayı, koalisyonun yerleşimci gruplara verdiği desteğin en somut göstergelerinden biri.
Bütçenin büyük kısmı, yeni yerleşim birimlerinin altyapısına ayrılırken, mevcut yerleşimlerin güvenlik önlemleri ve okul, sağlık ocağı gibi kamu hizmetlerine de kaynak aktarılması planlanıyor. İsrail merkezli Barış Şimdi (Peace Now) hareketi, bu kararın Filistin topraklarının ilhakı anlamına geldiğini ve bölgede barış umutlarını yok ettiğini savunuyor. Örgütün verilerine göre, Batı Şeria'da şu anda yaklaşık 500 bin Yahudi yerleşimci yaşıyor. Bu sayı, yeni yerleşimlerle birlikte daha da artacak.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Bu karar, Orta Doğu'da tansiyonu yükseltirken, ABD ve Avrupa Birliği'nden de tepki çekti. ABD Dışişleri Bakanlığı, yerleşim faaliyetlerinin iki devletli çözümü tehlikeye attığını belirterek endişe duyduklarını açıkladı. AB ise bu adımı uluslararası hukuka aykırı bulduğunu ve yaptırım seçeneklerini değerlendirdiğini duyurdu. Öte yandan, İran ve Hizbullah gibi aktörler, kararı "savaş ilanı" olarak nitelendirdi. Filistin Yönetimi, konuyu Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne taşımayı planlıyor. Bu gelişme, İsrail-Filistin çatışmasının çözümüne yönelik uluslararası çabaları da sekteye uğratma potansiyeli taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği geleneksel destekle biliniyor ve İsrail'in yerleşim politikalarını sürekli eleştiriyor. Bu karar, Türkiye'nin Doğu Kudüs ve Batı Şeria'daki statükoya yönelik kaygılarını artıracak. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın daha önce yerleşimleri "işgal" olarak tanımlayan açıklamaları göz önüne alındığında, Ankara'nın bu konuda daha sert diplomatik adımlar atması beklenebilir. Ayrıca, Türkiye'nin bölgedeki yumuşak gücünü kullanarak Filistin yönetimine siyasi ve mali destek sağlama olasılığı bulunuyor. Bu gelişme, Türkiye-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerginlik yaratabilir ve Doğu Akdeniz enerji işbirliği gibi konularda ilerlemeyi zorlaştırabilir.