Çin'in elindeki ABD Hazine tahvili miktarı, 2008 küresel finans krizinden bu yana en düşük seviyeye indi. ABD Hazine Bakanlığı'nın açıkladığı verilere göre, Çin'in portföyündeki ABD tahvilleri ağustos ayında 805 milyar dolara geriledi. Bu, Temmuz 2008'den bu yana kaydedilen en düşük seviye. Söz konusu düşüş, Pekin'in yıllardır sürdürdüğü kademeli azaltma stratejisinin bir parçası olarak öne çıkıyor ve dünyanın en büyük iki ekonomisi arasındaki ticaret ve teknoloji savaşının derinleştiği bir döneme denk geliyor.
Uzun Süreli Bir Yönelimin Son Halkası
Çin, 2013 yılında 1,3 trilyon doları aşan ABD tahvili varlığıyla ABD'nin en büyük dış borç veren ülkesi konumundaydı. O tarihten bu yana, Pekin yönetimi döviz rezervlerini çeşitlendirme ve ABD tahvillerine olan bağımlılığını azaltma politikası izliyor. Bu politikada, özellikle 2018'de başlayan ticaret savaşı ve son yıllarda artan jeopolitik gerilimler belirleyici oldu. Çin, aynı zamanda ABD'nin finansal sistemdeki baskın rolünü dengelemek amacıyla yuanın uluslararası kullanımını teşvik ediyor ve altın rezervlerini artırıyor. Çin Merkez Bankası, son aylarda üst üste altın alımı yaparak rezervlerini güçlendirdi.
Uzmanlar, Çin'in ABD tahvillerini azaltmasının tek seferlik bir hamle olmadığını, aksine yıllara yayılan bir stratejinin sonucu olduğunu belirtiyor. Bu strateji, aynı zamanda ABD'nin Çin'e yönelik yaptırımlarına karşı bir sigorta işlevi görüyor. Çin, gerektiğinde ABD tahvillerini satarak piyasalarda dalgalanma yaratabileceği sinyalini vererek bir tür caydırıcılık unsuru da oluşturuyor. Ancak uzmanlar, böyle bir hamlenin Çin'in kendi ekonomi çıkarlarına da zarar verebileceğini vurguluyor.
Küresel Piyasalar ve Tahvil Faizleri Üzerindeki Etkiler
Çin'in tahvil varlıklarını azaltması, ABD tahvil faizleri üzerinde yukarı yönlü baskı oluşturabilir. Talep azaldıkça, ABD hükümetinin borçlanma maliyeti artabilir. Bu durum, ABD'nin artan bütçe açığı ve borç yükü göz önüne alındığında önemli bir risk faktörü olarak öne çıkıyor. Öte yandan, Çin'in satışlarının kademeli olması ve piyasalarda başka alıcıların (özellikle Japonya ve Avrupa'daki kurumsal yatırımcılar) devreye girmesi, şimdilik büyük bir şok yaratmadı. Ancak jeopolitik gerilimlerin tırmanması durumunda, Çin'in daha hızlı satış yapabileceği endişesi piyasalarda zaman zaman gündeme geliyor.
ABD Hazine Bakanlığı verilerine göre, Çin'in ardından en büyük ABD tahvili sahibi olan Japonya'nın varlıkları da son dönemde dalgalı bir seyir izliyor. Japonya, zaman zaman Çin'in yerini alarak en büyük alıcı konumuna geçiyor. Ancak genel eğilim, yabancı merkez bankalarının ABD tahvillerine olan ilgisinin azaldığı yönünde. Bu durum, ABD'nin finansman ihtiyacını karşılamak için daha yüksek faiz oranları sunması anlamına gelebilir ve dolayısıyla küresel borçlanma maliyetlerini artırabilir.
ABD-Çin İlişkilerinde Yeni Bir Dönem
Çin'in tahvil satışı, sadece ekonomik değil, aynı zamanda stratejik bir hamle olarak yorumlanıyor. ABD'nin çip ihracatına getirdiği kısıtlamalar, Tayvan meselesi ve Güney Çin Denizi'ndeki gerilimler, iki ülke arasındaki güvensizliği artırıyor. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in "ikili ilişkilerde yeni bir soğuk savaş istemiyoruz" açıklamalarına rağmen, Pekin'in ekonomik bağımlılığı azaltma yönünde attığı adımlar dikkat çekiyor. ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, geçtiğimiz aylarda Çin'e yaptığı ziyarette ekonomik ilişkilerin "sağlıklı rekabet" temelinde yürütülmesi gerektiğini söylemişti. Ancak tahvil verileri, rekabetin giderek daha da karmaşık bir hal aldığını gösteriyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası gibi kurumlar, ABD-Çin arasındaki ekonomik ayrışmanın küresel büyümeyi olumsuz etkileyebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle gelişmekte olan ülkeler, iki dev arasındaki çekişmeden kaynaklanan dalgalanmalardan en çok etkilenen kesim olabilir. Türkiye gibi yükselen piyasalar için bu durum, hem ticaret hem de finansman kanallarında belirsizlik anlamına geliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Çin'in ABD tahvillerini azaltması, küresel finansal koşulları sıkılaştırarak gelişmekte olan ülkelerin borçlanma maliyetlerini artırabilir. Türkiye, dış borç çevriminde ve cari açığının finansmanında uluslararası sermaye akımlarına bağımlı olduğu için, ABD tahvil faizlerindeki olası bir yükseliş doğrudan TL üzerinde baskı yaratabilir. Ayrıca, ABD-Çin arasındaki ticaret savaşının derinleşmesi, Türkiye'nin ihracat pazarlarında daralmaya yol açabilir. Öte yandan, Çin'in kuşak-yol projesi kapsamında Türkiye'ye yönelik yatırımları, bu gerilimden olumsuz etkilenebilir. Türkiye'nin, artan jeopolitik riskler karşısında ekonomik direncini korumak için rezervlerini güçlendirmesi ve ticaret ortaklarını çeşitlendirmesi kritik önem taşıyor.