Birleşik Krallık'ta göçmen sayısı son yıllarda belirgin bir düşüş göstermesine rağmen, kamuoyu yoklamaları Britanyalıların büyük çoğunluğunun göçü hâlâ en önemli sorunlardan biri olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Bu çelişki, ülkenin Brexit sonrası göç politikalarında yaptığı köklü değişikliklere rağmen algının neden değişmediğini sorgulatıyor. Daily podcast'in bir bölümünde ele alınan bu konu, ayrıca bir ABD nükleer denizaltısına yapılan ziyaret ve kırışıklık tedavilerine dair haberlerle birlikte işleniyor.
Gelişmenin Arka Planı: Veriler mi, Algı mı?
Resmi istatistiklere göre, Birleşik Krallık'a net göç 2022'de 606.000 ile rekor kırdıktan sonra, hükümetin uyguladığı vize kısıtlamaları ve öğrenci vizelerindeki sert düzenlemelerle 2023'te 685.000'e yükselmiş gibi görünse de, aslında 2024'ün ilk çeyreğinde belirgin bir düşüş yaşandı. Ancak Ipsos Mori anketlerine göre, halkın yüzde 45'i göçü ülkenin en acil sorunu olarak tanımlıyor. Bu oran, göçün zirve yaptığı dönemlerden bile daha yüksek.
Uzmanlar, bu algı farkının birkaç nedeni olduğunu belirtiyor. Birincisi, Brexit sonrası AB vatandaşlarının serbest dolaşımının sona ermesine rağmen, AB dışından gelen göçün artması, özellikle de sağlık sektörü ve tarım gibi alanlarda çalışan işçilerin görünürlüğü. İkincisi, konut krizi, kamu hizmetlerindeki yığılma ve enflasyon gibi ekonomik sıkıntılar, halkın göçmenleri günah keçisi olarak görmesine yol açıyor. Üçüncüsü, siyasi söylemler ve medyanın, özellikle de sağcı tabloid gazetelerin, göç konusunu sürekli gündemde tutması.
Bölgesel ve Küresel Boyut: Batı'da Artan Popülizm
Britanya'daki bu durum, yalnızca adaya özgü değil. Almanya'da aşırı sağcı AfD'nin yükselişi, Fransa'da Marine Le Pen'in göç karşıtı söylemleri ve ABD'de Donald Trump'ın yeniden adaylığı, gelişmiş ülkelerde göçmen karşıtı popülizmin tırmandığını gösteriyor. İlginçtir ki, bu ülkelerin çoğunda göç oranları düşerken veya istikrarlı seyrederken, algı tam tersi yönde şekilleniyor. Ekonomik güvensizlik, kültürel kimlik kaygıları ve küreselleşmenin yarattığı eşitsizlikler, bu algının temelini oluşturuyor.
Podcast'in bir diğer konusu olan ABD nükleer denizaltısı ziyareti, küresel güvenlik dinamiklerini hatırlatırken, kırışıklık tedavileri ise yaşlanan nüfusun tüketim alışkanlıklarını yansıtıyor. Her üç konu da Batı toplumlarının farklı yüzlerini temsil ediyor: güvenlik, ekonomi ve tüketim.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme Türkiye için birkaç açıdan önem taşıyor. Birincisi, Türkiye de benzer bir algı-göç dengesizliği yaşıyor; Suriyeli mültecilere yönelik toplumsal tepki, gerçek sayılardan bağımsız olarak artıyor. İkincisi, Birleşik Krallık'ın Brexit sonrası iş gücü açığını kapatmak için Türkiye'den nitelikli göçmen çekme potansiyeli var. Üçüncüsü, Batı'da yükselen popülist söylemler, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde göç konusunu daha da kritik hale getirebilir. Türkiye'nin, bu algı yönetimi sürecinden ders çıkararak, göç politikalarını hem ekonomik ihtiyaçlar hem de toplumsal uyum çerçevesinde yeniden değerlendirmesi gerekebilir.