Almanya'nın Bonn kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) ara toplantıları, taraflar arasındaki derin görüş ayrılıkları nedeniyle 'çıkmaz' ile sonuçlandı. 19 Haziran 2026'da sona eren müzakerelerde, özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki iklim finansmanı ve emisyon azaltım hedefleri konusundaki uyuşmazlık ön plana çıktı. Carbon Brief'in haftalık DeBriefed bülteninde yer alan habere göre, Bonn görüşmeleri, kasım ayında Brezilya'nın ev sahipliğinde yapılacak COP31 öncesinde kritik bir hazırlık niteliği taşıyordu, ancak taraflar ortak bir zemin bulamadı.
Gelişmenin Arka Planı: Finansman ve Emisyon Kısıtlamalarında Kilitlenme
Bonn toplantılarının ana gündem maddeleri arasında yeni iklim finansmanı hedefi (NCQG), kayıp ve zarar fonunun işleyişi ve ulusal katkı beyanlarının (NDC'ler) güncellenmesi yer alıyordu. Gelişmekte olan ülkeler, iklim değişikliğinin etkileriyle başa çıkmak ve düşük karbonlu kalkınmaya geçiş için yılda 1 trilyon dolara kadar finansman talep ederken, gelişmiş ülkeler bu miktarı yüksek bularak sorumluluğun özel sektör ve Çin gibi büyük emisyon sahibi gelişmekte olan ülkelere de kaydırılmasını istedi. Özellikle ABD, Avrupa Birliği ve Japonya, mevcut taahhütlerini artırmaya yanaşmazken, Afrika ülkeleri ve küçük ada devletleri bu durumu 'iklim adaletsizliği' olarak nitelendirdi.
Enerji sektöründe ise Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Fatih Birol, Bonn'da yaptığı konuşmada küresel enerji sisteminde 'yeni bir döneme' girildiğini belirtti. Birol, yenilenebilir enerji yatırımlarının 2025'te ilk kez fosil yakıt yatırımlarını geçtiğini ancak bu hızın Paris Anlaşması hedefleri için yetersiz olduğunu vurguladı. Bonn görüşmelerinde enerji dönüşümünün hızlandırılması için somut adımlar atılamazken, kömürden çıkış takvimi konusunda da uzlaşı sağlanamadı. Hindistan ve Çin, kalkınma ihtiyaçları gerekçesiyle kömür kullanımını azaltmayı reddederken, AB ve İngiltere 2035'e kadar kömürsüz elektrik üretimi hedefini yineledi.
Okyanusların İklim Müzakerelerindeki Artan Önemi
Bonn toplantılarının bir diğer önemli başlığı ise okyanusların iklim müzakerelerine entegrasyonu oldu. Okyanus asitlenmesi, deniz seviyesi yükselmesi ve deniz ekosistemlerinin bozulması, özellikle Pasifik ada ülkeleri için hayati bir tehdit oluşturuyor. Taraflar, okyanus temelli iklim çözümlerini (denizde karbon yutakları, mavi karbon ekosistemleri) NDC'lere dahil etme konusunda prensipte anlaşmaya varırken, bu çözümlerin nasıl finanse edileceği ve izleneceği konusunda net bir yol haritası çizilemedi. Uzmanlar, okyanusların iklim değişikliğiyle mücadelede kilit rol oynadığını ancak yeterince önceliklendirilmediğini belirtiyor.
Küresel ölçekte, Bonn çıkmazı COP31 öncesinde endişe yaratıyor. Brezilya'nın ev sahipliğinde yapılacak konferansta, 2030 sonrası emisyon azaltım hedeflerinin belirlenmesi ve iklim finansmanının yeniden yapılandırılması bekleniyor. Ancak Bonn'daki tıkanma, bu hedeflere ulaşmanın zorluğunu gösteriyor. Özellikle ABD'deki başkanlık seçimlerinin ardından iklim politikalarında olası değişiklikler, müzakereleri daha da karmaşık hale getirebilir. Gelişmekte olan ülkeler, gelişmiş ülkelerin tarihsel sorumluluklarını yerine getirmediğini savunurken, küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefi giderek zorlaşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, iklim değişikliği müzakerelerinde gelişmekte olan ülke statüsünde yer almakta ve bu nedenle Bonn'daki finansman tartışmaları doğrudan ilgisini çekmektedir. Türkiye'nin iklim finansmanına erişimi, yenilenebilir enerji yatırımlarını hızlandırması ve enerji arz güvenliğini sağlaması açısından kritik öneme sahiptir. Bonn'da gelişmiş ülkelerin finansman taahhütlerini artırmaması, Türkiye'nin yeşil dönüşüm hedeflerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca, okyanusların iklim müzakerelerine dahil edilmesi Türkiye'yi doğrudan bağlamasa da, Akdeniz havzasında iklim değişikliğine bağlı deniz seviyesi yükselmesi ve ekosistem bozulmaları, Türkiye'nin kıyı bölgeleri ve turizm ekonomisi için risk oluşturmaktadır. Türkiye'nin, Bonn sürecinde esnek ve yapıcı bir tutum sergileyerek hem finansman mekanizmalarından yararlanma hem de bölgesel iklim işbirliğini güçlendirme stratejisi izlemesi beklenmektedir.