ABD Donanması, 29 Eylül gecesi yaptığı açıklamayla yeni nesil savaş uçağı programı F/A-XX kapsamında Boeing ile anlaştığını duyurdu. Yaklaşık 18 aydır sessizliğini koruyan program hakkında ilk kez resmi bir ilerleme kaydedildi. Boeing'e verilen ve devam eden çalışmaları kapsayan ilk sözleşme 20 milyar dolar değerinde. Bu karar, ABD'nin Çin karşısında Hint-Pasifik bölgesinde hava üstünlüğünü koruma çabasının bir parçası olarak değerlendiriliyor.
F/A-XX Programının Arka Planı ve 18 Aylık Sessizlik
ABD Donanması'nın F/A-XX programı, mevcut F/A-18 Super Hornet ve EA-18G Growler uçaklarının yerini alacak altıncı nesil bir savaş uçağı geliştirmeyi amaçlıyor. Program ilk olarak 2010'ların başında ortaya atılmış, ancak bütçe belirsizlikleri ve öncelik değişiklikleri nedeniyle birkaç kez yavaşlatılmıştı. 2020'lerin başında Donanma, programın hızlandırılacağını ve 2030'larda hizmete gireceğini duyurmuştu. Ancak 2024 yılının başından itibaren program hakkında neredeyse hiçbir resmi açıklama yapılmadı. Bu sessizlik, savunma çevrelerinde programın iptal edilebileceği veya yeniden yapılandırılabileceği yönünde spekülasyonlara yol açtı. 29 Eylül'deki açıklama, bu belirsizliği sona erdirdi ve Boeing'in seçilmesiyle programın ivme kazandığını gösterdi.
Boeing, savunma sanayii alanında uzun yıllara dayanan deneyime sahip. Şirket, F/A-18 Super Hornet, F-15EX Eagle II ve KC-46 Pegasus gibi kritik platformların üreticisi. Ancak son yıllarda Boeing, ticari uçak kazaları, üretim gecikmeleri ve maliyet aşımlarıyla gündemdeydi. F/A-XX sözleşmesi, şirketin savunma birimi için önemli bir moral kaynağı ve finansal destek anlamına geliyor. Öte yandan, bu karar Lockheed Martin için bir kayıp olarak yorumlanıyor; zira Lockheed Martin, F-35 programıyla önemli bir deneyime sahipti ve F/A-XX için de güçlü bir adaydı. Kuzeyrop Grumman da programa ilgi göstermişti ancak sonuçta Boeing tercih edildi.
İlk sözleşme bedeli olan 20 milyar dolar, yalnızca başlangıç aşamasını kapsıyor. Programın toplam maliyetinin 100 milyar doları aşabileceği tahmin ediliyor. F/A-XX'in özellikleri henüz netleşmemekle birlikte, insansız sistemlerle çalışabilme, gelişmiş sensörler, yapay zeka destekli karar destek sistemleri ve yeni nesil motor teknolojileri içermesi bekleniyor. Uçağın, uçak gemilerinden kalkabilmesi ve geniş bir görev yelpazesine sahip olması planlanıyor. Donanma, bu uçağın 2030'lu yılların ortasında ilk operasyonel yeteneğe ulaşmasını hedefliyor.
Küresel ve Bölgesel Boyut: Çin'e Karşı Denge Arayışı
F/A-XX programı, ABD'nin Hint-Pasifik bölgesindeki stratejik konumunu güçlendirmeyi amaçlıyor. Çin'in hızla modernize ettiği Hava Kuvvetleri ve Donanması, ABD'nin bölgedeki hava üstünlüğüne meydan okuyor. Çin'in J-20 ve J-35 gibi beşinci nesil uçakları ve gelişmiş hava savunma sistemleri, ABD Donanması'nın uçak gemisi tabanlı hava gücünü tehdit ediyor. Bu nedenle F/A-XX, ABD'nin bölgedeki caydırıcılığını koruması için kritik bir proje olarak görülüyor. Ayrıca, Rusya'nın da altıncı nesil uçak geliştirme çalışmaları olduğu biliniyor; bu da ABD'yi teknolojik yarışta önde kalmaya zorluyor.
Programın bir diğer önemli boyutu da müttefiklerle iş birliği. ABD, F-35 programında olduğu gibi F/A-XX'te de ortak üretim ve teknoloji paylaşımına açık kapı bırakabilir. Ancak şu aşamada sadece ABD Donanması'nın ihtiyaçları doğrultusunda geliştirileceği belirtiliyor. Yine de bu tür büyük ölçekli projeler, küresel savunma sanayii tedarik zincirini ve teknoloji transferini etkileyebilir. Özellikle Avrupa ve Asya'daki müttefikler, bu gelişmeyi kendi hava gücü modernizasyon programları için bir referans olarak izliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin F/A-XX programını Boeing'e vermesi, Türkiye'nin kendi milli muharip uçak projesi KAAN ve insansız savaş uçağı programları açısından dolaylı da olsa önem taşıyor. Türkiye, ABD'nin F-35 programından çıkarılmasının ardından hava gücünü bağımsız olarak modernize etme yolunu seçti. F/A-XX gibi altıncı nesil bir uçak, önümüzdeki 20 yıl boyunca küresel hava üstünlüğü dengelerini belirleyecek. Türkiye'nin savunma sanayiinde attığı adımlar, Batı'nın teknoloji ambargolarına karşı bir yanıt niteliğinde. Ayrıca, ABD'nin bu projeyle Çin'e karşı Hint-Pasifik'te yoğunlaşması, NATO içindeki yük paylaşımı tartışmalarını ve Türkiye'nin Avrupa-Atlantik güvenlik mimarisindeki rolünü yeniden gündeme getirebilir. Kısa vadede doğrudan bir etki beklenmese de uzun vadede Türk savunma sanayiinin ihracat potansiyeli ve stratejik ortaklıkları açısından takip edilmesi gereken bir gelişme.