Birleşmiş Milletler (BM), kurulduğu 1945 yılından bu yana küresel barış ve güvenliğin temel taşı olarak görülse de, son yıllarda artan jeopolitik gerilimler ve veto yetkisinin yol açtığı tıkanıklıklar nedeniyle giderek daha fazla sorgulanıyor. Özellikle Güvenlik Konseyi'nin, Ukrayna savaşı, Gazze krizi ve Myanmar'daki iç çatışma gibi kritik durumlarda etkili karar alamaması, örgütün geleceğiyle ilgili ciddi endişelere yol açıyor. BM'nin barış gücü operasyonları da benzer bir felç hali yaşıyor: mali yetersizlikler, görev tanımlarının belirsizliği ve üye devletler arasındaki güvensizlik, bu misyonların etkinliğini sınırlıyor.
Barış Gücü Operasyonlarının Kriz Hali
BM barış gücü misyonları, 1980'lerin sonundan itibaren sayıca artmış ve daha karmaşık görevler üstlenmişti. Ancak son on yılda, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Kongo Demokratik Cumhuriyeti gibi ülkelerdeki misyonlar, yerel direniş, lojistik zorluklar ve finansman kesintileriyle boğuşuyor. 2024 itibarıyla BM, 12 aktif barış gücü operasyonunu sürdürüyor ancak bunların çoğu, asker katkısında bulunan ülkelerin isteksizliği nedeniyle personel sıkıntısı çekiyor. Ayrıca, Çin ve Rusya'nın Güvenlik Konseyi'ndeki veto yetkisini kullanarak müdahale kararlarını bloke etmesi, örgütün krizlere hızlı yanıt verme kapasitesini tamamen ortadan kaldırıyor. Bu durum, BM'nin 'küresel bir polis' olmaktan ziyade, tartışma platformu haline geldiği eleştirilerini güçlendiriyor.
Reform çağrıları ise yıllardır masada. Almanya, Japonya, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler, Güvenlik Konseyi'nde daimi üye sayısının artırılmasını ve veto yetkisinin sınırlandırılmasını talep ediyor. Ancak mevcut beş daimi üyenin (ABD, İngiltere, Fransa, Rusya, Çin) çıkarları, bu reformu imkansız kılıyor. BM Genel Sekreteri António Guterres, örgütün 'Soğuk Savaş dönemi yapısı' ile modern sorunlarla baş edemeyeceğini defalarca dile getirdi. Yine de, mali katkılardaki dengesizlik ve küresel güç mücadeleleri, değişimi sürekli erteletiyor.
Küresel Sınamalar ve Bölgesel Etkiler
BM'nin etkisizleşmesi, yalnızca uluslararası barışı değil, aynı zamanda iklim değişikliği, pandemiler ve göç gibi küresel sorunlarla mücadeleyi de sekteye uğratıyor. Örneğin, Paris İklim Anlaşması'nın uygulanması, bağlayıcı mekanizmaların eksikliği ve büyük emisyon sahiplerinin yaptırımlardan muaf olması nedeniyle istenen ilerlemeyi kaydedemiyor. Benzer şekilde, küresel mülteci krizine yönelik BM Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin (UNHCR) çağrıları, yeterli fon ve siyasi destek bulamıyor. Bu tablo, BM'nin alternatif arayışlarını da gündeme getiriyor: G-20, Şanghay İşbirliği Örgütü ve BRICS gibi yapılar, daha esnek karar alma mekanizmalarıyla öne çıkıyor. Ancak bu platformların küresel temsil yeteneği, BM'nin evrenselliğine henüz ulaşabilmiş değil.
Yine de, BM'nin tamamen işlevsiz olduğunu söylemek yanıltıcı olur. Dünya Sağlık Örgütü'nün COVID-19 aşı dağıtımındaki rolü veya UNESCO'nun kültürel mirası koruma çabaları, örgütün bazı alanlarda hala vazgeçilmez olduğunu gösteriyor. Sorun, özellikle güvenlik odaklı mekanizmalardaki aksaklık. Bu kapsamda, bazı akademisyenler ve diplomatlar, BM'nin 'ağ oluşturucu' rolünü güçlendirmesi gerektiğini savunuyor: yani, kriz çözümünde doğrudan müdahale yerine bölgesel örgütleri ve sivil toplumu destekleyici bir role bürünmesi. Ancak bu yaklaşımın başarılı olması için üye devletlerin siyasi iradesi kritik önemde.
Türkiye Açısından Değerlendirme
BM'nin reform ihtiyacı, Türkiye'nin dış politikasında da merkezi bir yer tutuyor. Ankara, uzun süredir Güvenlik Konseyi'nde daha adil bir temsil talep ediyor ve 'Dünya Beşten Büyüktür' söylemiyle BM'nin veto sistemini eleştiriyor. Türkiye, özellikle Suriye ve Libya krizlerinde BM barış gücü operasyonlarının yetersiz kalmasından doğrudan etkilendi. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji anlaşmazlıkları ve Kıbrıs meselesi gibi konularda BM platformlarının kilit rolü, Türkiye'nin örgütün etkinliğine olan ilgisini canlı tutuyor. Türkiye'nin barış gücü misyonlarına asker katkısı sağlaması ve insani yardımdaki aktif rolü, BM'nin geleceğinde söz sahibi olmasını sağlıyor. Ancak reformun gerçekleşmemesi halinde Türkiye, BRICS ve Şanghay İşbirliği Örgütü gibi alternatif mekanizmalara yönelimini sürdürebilir. Bu durum, küresel güç dengelerinde Ankara'nın elini güçlendirebilir.