Ukrayna’daki savaşın sona ermesinin ardından, uluslararası toplumun karşı karşıya kalacağı en büyük sorunlardan biri, parçalanmış ve ekonomik olarak çökmüş bir Rusya’nın küresel istikrarı nasıl etkileyeceğidir. Rus iş insanı Andrey Melnichenko’ya göre, Moskova’nın yeni güvenlik mimarisinin dışında bırakılması, dünya için daha büyük bir tehdit oluşturabilir. Bu görüş, Batı’da sıklıkla dile getirilen “Rusya’nın zayıflatılması” söylemine karşı çıkıyor ve Kiev’in toprak bütünlüğünü korurken, Moskova’nın da uluslararası sisteme entegre edilmesi gerektiğini savunuyor.
Gelişmenin arka planı: Savaş sonrası Rusya’nın durumu
Ukrayna savaşı, Rus ekonomisini ciddi şekilde sarsmış durumda. Batı yaptırımları, enerji ihracatındaki kısıtlamalar ve askeri harcamalardaki artış, Rusya’nın uzun vadeli ekonomik büyüme potansiyelini önemli ölçüde azalttı. Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Rusya’nın GSYİH’si 2022’de %2,1 oranında daraldı ve 2023’te sınırlı bir toparlanma yaşansa da, savaş öncesi seviyelere dönmesi yıllar alabilir. Dahası, beyin göçü ve teknolojik izolasyon, Rusya’nın yenilikçilik kapasitesini baltalıyor. Bu koşullar altında, Moskova’nın küresel meselelerdeki rolü sorgulanır hale geliyor.
Melnichenko’nun argümanı, tam da bu noktada kritik bir soruyu gündeme getiriyor: Zayıf bir Rusya, güçlü bir Rusya’dan daha mı tehlikelidir? Tarihsel örnekler, çökmekte olan büyük güçlerin genellikle daha öngörülemez ve saldırgan davrandığını gösteriyor. 1990’ların başındaki Rusya, ekonomik kriz ve siyasi istikrarsızlık nedeniyle Balkanlar’da ve Kafkasya’da istikrarsızlığa yol açmıştı. Bugün ise, Ukrayna’da savaşan bir Rusya, nükleer silah kullanma tehdidini daha sık dile getiriyor. Bu da, Moskova’nın uluslararası sistemden tamamen dışlanmasının, küresel güvenlik açısından daha büyük riskler taşıdığı anlamına geliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni güvenlik mimarisi ihtiyacı
Melnichenko, savaş sonrası dönemde Avrupa’nın güvenlik mimarisinin yeniden inşa edilmesi gerektiğini vurguluyor. Mevcut sistem, Soğuk Savaş’ın bitiminden bu yana NATO’nun genişlemesiyle şekillenmiş ve Rusya’nın endişelerini dikkate almamıştı. Ukrayna savaşı, bu dengesizliğin bir sonucu olarak görülebilir. Gelecekteki yapı, hem Kiev’in güvenlik garantilerini hem de Moskova’nın meşru çıkarlarını kapsamalıdır. Aksi takdirde, Rusya’nın izolasyonu, onu Çin ve İran gibi otoriter rejimlerle daha yakın işbirliğine itebilir, bu da Batı ittifakını daha da zora sokar.
Küresel ekonomi açısından da parçalanmış bir Rusya, enerji piyasalarında belirsizlik yaratır. Avrupa’nın Rus gazına alternatif bulması kısa vadede mümkün olsa da, uzun vadede enerji fiyatlarındaki oynaklık devam edebilir. Ayrıca, Rusya’nın tahıl ve gübre ihracatındaki aksamalar, özellikle Afrika ve Orta Doğu’daki gelişmekte olan ülkeleri olumsuz etkiler. Bu nedenle, Melnichenko’nun önerdiği gibi, Moskova’nın küresel tedarik zincirlerine yeniden entegre edilmesi, hem istikrar hem de refah için hayati öneme sahiptir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Ukrayna savaşının başından beri bir denge politikası izleyerek hem Kiev hem de Moskova ile ilişkilerini sürdürdü. Parçalanmış bir Rusya, Ankara için çeşitli riskler ve fırsatlar barındırıyor. Ekonomik olarak, Rusya ile ticaret hacmi 2022’de 68 milyar dolara ulaşan Türkiye, yaptırımlara rağmen enerji ithalatına devam etti. Moskova’nın zayıflaması, enerji anlaşmalarında pazarlık gücünü artırabilirken, Rusya’nın istikrarsızlaşması Kafkasya ve Suriye’de Ankara’nın güvenlik çıkarlarını tehdit edebilir. Türkiye, bu nedenle, Rusya’nın uluslararası sisteme kontrollü bir şekilde yeniden entegre edilmesini desteklerken, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü de savunan bir pozisyon almaya devam edecektir.