Birleşmiş Milletler, Gazze Şeridi'nde yaklaşık 1,7 milyon Filistinlinin – nüfusun yaklaşık yüzde 80'inin – su, barınak ve temel hizmetlerden neredeyse tamamen yoksun bir şekilde yaşam mücadelesi verdiği uyarısında bulundu. Salı günü yapılan açıklamada, yerinden edilen Filistinlilerin 1.600'ün üzerinde dağınık kamp ve geçici barınma alanında aşırı kalabalık, sağlıksız koşullar altında yaşadığı belirtildi. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine dayandırılan açıklamada, akut su kıtlığı, yetersiz beslenme ve salgın hastalık riskinin her geçen gün arttığı vurgulandı. İsrail'in 7 Ekim 2023'te başlayan ve halen devam eden geniş çaplı askeri operasyonları, Gazze'nin kuzeyinden güneyine büyük bir nüfus hareketine yol açarken, altyapının büyük ölçüde tahrip olması nedeniyle insani yardım akışı da ciddi biçimde engelleniyor.
Yerinden edilme kampları: Su, gıda ve sağlık hizmeti yok
OCHA raporuna göre, Gazze'deki 1.600'den fazla yerinden edilme sahasının çoğu, BM Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA) okulları, boş arsalar ve yıkık binaların çevresinde oluştu. Bu kamplarda kişi başına günlük su tüketimi, acil durum standardı olan 15 litrenin çok altında, bazı bölgelerde 3 litreye kadar düştü. Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF), çocukların yarısından fazlasının ciddi dehidrasyon ve bulaşıcı hastalık riski altında olduğunu belirtti. Ayrıca, Gazze'deki sağlık sisteminin çökme noktasına geldiği, hastanelerin yakıt ve tıbbi malzeme yokluğunda sadece acil vakalara hizmet verebildiği ifade ediliyor. Dünya Gıda Programı (WFP), gıda stoklarının neredeyse tükendiğini, unutulmuş kriz bölgesi haline gelen Gazze'de kıtlığın eşiğinde olunduğu uyarısı yapıyor.
Uluslararası toplum uyarılarına rağmen insani ateşkes sağlanamadı
BM Güvenlik Konseyi, 15 Kasım 2023'te kabul ettiği 2712 sayılı kararda, acil insani ateşkes çağrısı yapmış, ancak karar İsrail ve Hamas arasındaki çatışmaları durdurmaya yetmemişti. Aralık ayı başında bir haftalık geçici ateşkes sonrasında çatışmalar yeniden şiddetlenirken, Gazze'nin güneyindeki Han Yunus ve Refah bölgeleri yoğun bombardımana maruz kalıyor. Mısır ve Katar arabuluculuğunda yürütülen müzakerelerde henüz kalıcı bir uzlaşı sağlanamadı. ABD'nin güvenlik yardımını sürdürmesi ve Avrupa Birliği'nin sınırlı insani yardımlarla yetinmesi, krizi diplomatik çözümden uzaklaştırıyor. Bu durum, Ortadoğu'da istikrarsızlığın derinleşmesine ve bölgesel güvenlik dengelerinin yeniden şekillenmesine neden oluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Gazze'deki insani felaket, Türkiye'nin bölgedeki diplomatik nüfuzu ve insani yardım kapasitesi açısından kritik bir sınav niteliği taşıyor. Türkiye, UNRWA'ya yaptığı katkılarla ve sağlık malzemesi ile gıda yardımlarıyla müdahil olmaya çalışsa da, çatışmaların kalıcı bir ateşkesle sonuçlanmaması Ankara'nın dış politika manevra alanını kısıtlıyor. Türkiye'nin Katar ve Mısır'la koordineli yürüttüğü arabuluculuk çabalarının başarıya ulaşması, Doğu Akdeniz enerji güvenliğinden Filistin davasına kadar birçok alanda elini güçlendirecektir. Aksi halde, savaşın yayılması Türkiye'nin Suriye ve Irak'taki güvenlik risklerini artırabilir, Gazze'den kaynaklı dolaylı göç baskısı ve iç kamuoyundaki duyarlılık üzerindeki etkileri de yönetilmesi gereken başlıklar arasında öne çıkıyor.