Dünyanın önde gelen çevre bilimcilerinden Prof. Dr. Marc-André Selosse, biyoçeşitliliğin tahribatının çağımızın en belirleyici sorunlarından biri olduğu uyarısında bulundu. Fransız Ulusal Doğa Tarihi Müzesi ve Gdańsk Üniversitesi öğretim üyesi olan Selosse, 'Biyoçeşitlilik ne zaman çürürse, sen de çürürsün' sözleriyle bu krizin insanlığın varlığıyla doğrudan bağlantılı olduğunu ifade etti. Selosse'ye göre, biyoçeşitlilik kaybı iklim değişikliğiyle karşılaştırıldığında kamuoyunda yeterince ilgi görmüyor; oysa ekosistemlerin çöküşü, gıda güvenliğinden hastalıklarla mücadeleye kadar her alanda insan yaşamını tehdit ediyor. Bilim insanı, bu sorunun acilen daha fazla farkındalık ve küresel eylem gerektirdiğini belirtiyor.
Biyoçeşitlilik Krizi: Neden Önemsenmiyor?
Selosse, biyoçeşitlilik kaybının 'sessiz bir kriz' olarak nitelendirildiğini, çünkü ani felaketler yerine yavaş yavaş ortaya çıktığını söylüyor. Halbuki Birleşmiş Milletler verilerine göre, dünya genelinde bir milyon tür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Selosse, 'İklim değişikliği somut aşırı hava olaylarıyla kendini gösterirken, biyoçeşitlilik kaybı gözle görülür bir şekilde gerçekleşmiyor; o nedenle medya ve politika yapıcılar tarafından ihmal ediliyor' diyor. Oysa ekosistemlerin sağlığı, polinasyondan su arıtımına kadar hayati hizmetler sunuyor. Selosse, 'Her bir türün kaybı, ekosistemin işleyişini bozuyor; bu da sonuçta insan sağlığını ve ekonomisini vuruyor' ifadelerini kullanıyor.
Küresel Etkiler: Ekonomi ve Sağlık
Dünya Ekonomik Forumu'nun Küresel Riskler Raporu'na göre, biyoçeşitlilik kaybı önümüzdeki on yılın en büyük tehditleri arasında yer alıyor. Selosse, bu riskin somut yansımalarına dikkat çekiyor: 'Tarımda kullanılan böcek ilaçlarının artması, arı popülasyonlarındaki düşüşle doğrudan ilişkili. Her yıl tarımsal üretimin yüzde 75'i polinatörlere bağımlı; bu hizmetin küresel değeri yılda yaklaşık 577 milyar dolar.' Ayrıca, biyoçeşitlilik kaybı yeni zoonotik hastalıkların ortaya çıkma riskini artırıyor. 'Doğal habitatların tahribi, virüslerin insanlara sıçraması için uygun koşullar yaratıyor. COVID-19 pandemisi bunun acı bir örneği' diyen Selosse, bu nedenle biyoçeşitliliğin korunmasının bir halk sağlığı meselesi olduğunu vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Biyoçeşitlilik kaybı Türkiye için hem ekolojik hem ekonomik bir tehdit oluşturuyor. Türkiye, üç farklı biyocoğrafik bölgenin kesiştiği bir ülke olarak zengin bir tür çeşitliliğine sahip; ancak kentleşme, tarım ilaçları ve iklim değişikliği bu biyolojik mirası tehdit ediyor. Özellikle tarım sektörü, polinatörlerin azalmasından doğrudan etkileniyor; arı ölümleri, bal üretimini ve meyve-sebze verimini düşürüyor. Ayrıca, Türkiye'nin su kaynakları ve orman ekosistemleri biyoçeşitlilik kaybından zarar görüyor. Selosse'nin uyarıları, Türkiye'nin Avrupa Yeşil Mutabakatı gibi uluslararası çerçevelerde biyoçeşitlilik hedeflerini benimsemesinin önemini ortaya koyuyor. Küresel bir kriz olan biyoçeşitlilik kaybı, Türkiye'nin sürdürülebilir kalkınma hedefleri ve gıda güvenliği için de kritik bir sınav haline geliyor.