Birleşmiş Milletler'in yeni verilerine göre, işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güvenlik güçleri tarafından öldürülen Filistinli çocuk ve gençlerin sayısı endişe verici bir artış gösteriyor. 2026 yılının ilk sekiz ayında yaşamını yitirenlerin sayısı, geçen yılın aynı dönemine kıyasla neredeyse iki katına çıktı. BM İnsan Hakları Ofisi'nin raporuna göre, Ocak-Ağustos 2026 arasında en az 42 Filistinli çocuk ve genç (18 yaş altı) İsrail askerleri veya yerleşimciler tarafından öldürüldü. Bu sayı, 2025'in aynı döneminde kaydedilen 23 çocuğun neredeyse iki katı. Ölümlerin büyük çoğunluğu, İsrail ordusunun düzenlediği baskınlar ve gösteriler sırasında gerçekleşen silahlı çatışmalarda meydana geldi. Ancak rapor, bazı çocukların da İsrail yerleşimcilerinin saldırılarında hayatını kaybettiğini ortaya koyuyor.
İsrail'in askeri operasyonları ve yerleşimci şiddeti
BM raporu, ölümlerin büyük bir kısmının İsrail ordusunun Batı Şeria'nın kuzeyindeki mülteci kamplarına yönelik yoğunlaştırdığı askeri operasyonlar sırasında yaşandığını belirtiyor. Özellikle Cenin ve Nablus kentlerindeki kamplarda düzenlenen baskınlarda, silahlı gruplarla çatışmalar yaşanırken, çocukların da bu çatışmaların ortasında kaldığı kaydediliyor. Raporda, ölen çocuklardan bazılarının taş atan göstericiler olduğu, bazılarının ise çatışma sırasında yanlışlıkla vurulduğu ifade ediliyor. İsrail ordusu ise operasyonların "terörle mücadele" amacı taşıdığını ve sivillerin zarar görmemesi için azami özen gösterildiğini savunuyor. Ancak insan hakları örgütleri, İsrail güçlerinin orantısız güç kullandığını ve çocukları hedef aldığını iddia ediyor. Öte yandan, yasa dışı Yahudi yerleşimcilerin Filistinli köylerine yönelik saldırıları da artıyor. Bu saldırılarda çocukların da aralarında bulunduğu Filistinliler yaşamını yitiriyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, yerleşimci şiddetinin genellikle İsrail güvenlik güçlerinin göz yummasıyla gerçekleştiğini ve faillerin yargılanmadığını belirtiyor.
BM Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) ise bölgedeki çocuk ölümlerinin "kabul edilemez" olduğunu ve taraflara çocukları koruma çağrısında bulunduğunu açıkladı. UNICEF Genel Direktörü Catherine Russell, yaptığı yazılı açıklamada, "Batı Şeria'da çocukların öldürülmesi, yaralanması ve yerinden edilmesi kabul edilemez. Tüm tarafları uluslararası insancıl hukuka uymaya ve çocukları çatışmalardan korumaya çağırıyoruz" ifadelerini kullandı.
Uluslararası toplum ve bölgesel yansımalar
BM Güvenlik Konseyi, konuyu acil toplantıda ele almayı planlıyor. ABD, Avrupa Birliği ve bazı Arap ülkeleri, artan çocuk ölümlerinden derin endişe duyduklarını dile getirdi. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, "Batı Şeria'daki şiddet, iki devletli çözümün temelini baltalıyor. Uluslararası toplum, tarafları sükunete çağırmalı ve hesap verebilirliği sağlamalıdır" açıklamasında bulundu. İsrail hükümeti ise raporu reddederek, "İsrail ordusu dünyanın en ahlaklı ordularından biridir ve sivil kayıpları en aza indirmek için her türlü tedbiri alır" şeklinde savunma yaptı. Ancak bu açıklamalar, bölgede artan öfkeyi dindirmeye yetmiyor. Filistin Yönetimi, çocuk ölümlerinin "işgal ve yerleşimci terörünün bir sonucu" olduğunu belirterek, uluslararası topluma İsrail'e yönelik yaptırım çağrısında bulundu. Bu gelişmeler, zaten gergin olan Batı Şeria'da yeni bir çatışma dalgasını tetikleyebilir. İsrail'in Gazze'ye yönelik saldırıları sürerken, Batı Şeria'daki bu artan şiddet, bölgesel istikrarsızlığı derinleştiriyor ve barış umutlarını daha da azaltıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Filistin davasına verdiği desteği ve bölgesel istikrar konusundaki hassasiyetini doğrudan ilgilendiriyor. Türkiye, daha önce İsrail'in Filistin topraklarındaki ihlallerini kınamış ve uluslararası topluma İsrail'e yönelik yaptırım çağrısında bulunmuştu. Bu rapor, Türkiye'nin tezlerini güçlendiriyor ve uluslararası platformlarda Filistinli çocukların korunması için daha somut adımlar atmasını teşvik edebilir. Ayrıca, bölgede artan istikrarsızlık, Türkiye'nin güvenlik çıkarlarını da etkileyebilir; zira istikrarsızlık, terör örgütlerinin güçlenmesine ve mülteci akınlarına yol açabilir. Türkiye'nin, BM başta olmak üzere uluslararası kuruluşlarda bu konuyu gündeme taşıması ve çözüm için arabuluculuk çabalarını sürdürmesi beklenir.