Basra Körfezi’ndeki olağanüstü zenginlik uzun süredir istikrar varsayımına dayanıyordu. Ancak son altı aydır devam eden savaş, bu kesinliği paramparça etti ve Körfez ekonomik modellerindeki temel bir zayıflığı ortaya çıkardı: Altyapı ve küresel pazarlara erişim çöktüğünde petrol ve gaz üretimi denklemin yalnızca yarısını oluşturuyor. Savaşın altıncı ayına girilirken, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Umman gibi ülkeler, hem iç ekonomik dengelerini hem de uluslararası ticaret ağlarını yeniden inşa etme çabasında.
Savaşın Körfez ekonomilerine etkisi
Altı ay önce başlayan çatışmalar, bölgedeki enerji altyapısına yönelik saldırıları da beraberinde getirdi. Petrol rafinerileri, doğalgaz terminalleri ve liman tesisleri kısmen veya tamamen devre dışı kaldı. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki güvenlik sorunları, dünya petrol arzının yaklaşık beşte birini taşıyan bu kritik geçiş noktasını riskli hale getirdi. Sigorta maliyetlerindeki artış ve gemi rotalarının değişmesi, Körfez ülkelerinin ihracatını doğrudan vurdu.
Uluslararası Para Fonu (IMF) ve Dünya Bankası’nın son raporları, Körfez ekonomilerinin büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ettiğini gösteriyor. Savaş öncesinde yüzde 3-4 bandında beklenen gayri safi yurtiçi hasıla (GSYH) artışı, şimdi birçok ülke için resesyona dönüşmüş durumda. Suudi Arabistan’ın petrol gelirleri, hem üretim kesintileri hem de fiyat dalgalanmaları nedeniyle önemli ölçüde azaldı. BAE’nin ticaret hacmi ise küresel tedarik zincirindeki aksamalar nedeniyle daraldı.
Savaşın doğrudan yatırım ortamına etkisi de ağır oldu. Körfez’deki mega projeler – NEOM, Expo 2020 sonrası Dubai’nin çeşitlendirme hamleleri, Katar’ın Dünya Kupası sonrası altyapı yatırımları – ya askıya alındı ya da yavaşlatıldı. Yabancı yatırımcılar, belirsizlik ortamında taahhütlerini ertelemeyi tercih ediyor. Bölgesel borsalar ise dalgalı seyrediyor; Suudi Tadawul ve Dubai Financial Market endeksleri savaşın ilk aylarında sert düşüşler yaşadı.
Bölgesel ve küresel yansımalar
Körfez ülkelerinin ekonomik zorlukları, küresel enerji piyasalarını da yakından ilgilendiriyor. Dünya petrol arzının önemli bir kısmını karşılayan bu ülkelerdeki istikrarsızlık, petrol fiyatlarında oynaklığı artırıyor. Avrupa ve Asya’daki ithalatçı ülkeler, alternatif kaynak arayışına girerken, ABD’nin stratejik petrol rezervlerini devreye sokma ihtimali gündemde. OPEC+ mekanizması içinde Körfez ülkelerinin etkinliği azalırken, üretim kotalarına uyum da zayıfladı.
Savaşın diplomatik boyutu da ekonomik toparlanmayı güçleştiriyor. Bölgesel güçler arasındaki gerilim, Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) içindeki birlik ruhunu zedeledi. Katar’a yönelik eski abluka hatıraları canlanırken, Suudi Arabistan ve BAE’nin Yemen politikalarındaki farklılıklar su yüzüne çıktı. Bu siyasi parçalanma, ortak ekonomik projelerin hayata geçirilmesini engelliyor.
Küresel ticaret açısından bakıldığında, Körfez limanlarının kapasitesindeki düşüş, Asya-Avrupa hattındaki nakliye maliyetlerini artırdı. Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi kapsamındaki yatırımları sekteye uğrarken, Hindistan ve Güneydoğu Asya ülkeleri enerji tedarikinde çeşitlendirmeye gidiyor. Bu durum, Körfez’in küresel ticaret merkezi olma hedefine uzun vadeli bir darbe vuruyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Basra Körfezi’ndeki ekonomik istikrarsızlık, Türkiye’yi birkaç cepheden etkiliyor. Öncelikle enerji ithalatı: Türkiye, doğalgaz ve petrolünün önemli bir kısmını Körfez ülkelerinden sağlıyor. Savaş nedeniyle tedarik zincirindeki aksamalar, enerji faturalarını artırabilir ve cari açığı genişletebilir. Ayrıca Körfez’deki müteahhitlik ve ihracat pazarlarında yaşanan daralma, Türk firmalarının bölgedeki iş hacmini düşürebilir. Siyasi açıdan ise Türkiye, Körfez ülkeleriyle ilişkilerini denge politikası içinde yürütürken, artan istikrarsızlık Ankara’nın bölgesel arabuluculuk rolünü zorlaştırabilir. Uzun vadede, Körfez sermayesinin Türkiye’ye yönelmesi beklenirken, savaş ortamı bu akışı yavaşlatabilir.