Avustralya'nın doğu kıyılarında geçtiğimiz yıl meydana gelen dev bir alg patlaması, binlerce omurgasız, balık, memeli ve kuşun toplu ölümüne neden oldu. Bilim insanları, bu felaketin arkasında 'dünyanın en zehirli alglerinden' biri olarak bilinen Pseudo-nitzschia türünün olduğunu açıkladı. Bu alg türü, domoik asit adı verilen nörotoksik bir kimyasal üreterek deniz canlılarını zehirliyor ve besin zinciri yoluyla yayılıyor. Olay, özellikle Tazmanya ve Yeni Güney Galler kıyılarında yoğun olarak gözlemlendi.
Alg Patlamasının Ardındaki Bilimsel Gerçekler
Avustralya Deniz Bilimleri Enstitüsü tarafından yapılan araştırmaya göre, 2023 yılının ilkbahar ve yaz aylarında su sıcaklıklarının mevsim normallerinin üzerine çıkması, besin maddelerinin (azot ve fosfor) aşırı birikmesiyle birleşince bu ölümcül alg patlaması tetiklendi. Yetkililer, ölen canlılar arasında yüzlerce deniz kuşu, yunus, fok ve binlerce balık ve omurgasız türünün bulunduğunu doğruladı. Özellikle Tazmanya kıyılarında toplanan hayvan leşleri, domoik asit zehirlenmesinin tipik semptomlarını (nöbet, yön bulanıklığı, kas felci) gösteriyordu.
Bilim insanları, bu alg patlamasının iklim değişikliğiyle bağlantılı olabileceğini, çünkü artan deniz suyu sıcaklıklarının ve okyanus asitlenmesinin toksik alg patlamalarının sıklığını ve şiddetini artırdığını vurguluyor. Dünya genelinde benzer olayların sıklığı son 20 yılda %50'den fazla arttı.
Küresel Boyut: Okyanus Ekosistemi Tehdit Altında
Bu felaket, yalnızca Avustralya ile sınırlı kalmayıp küresel okyanus sağlığı açısından da ciddi bir uyarı niteliği taşıyor. Toksik alg patlamaları, deniz ekosistemlerini çökertmenin yanı sıra, deniz ürünleri tüketimi yoluyla insan sağlığını da tehdit ediyor. Domoik asit, insanlarda kısa süreli hafıza kaybı ve beyin hasarına neden olabilen 'amnezik kabuklu deniz ürünü zehirlenmesi'ne yol açabiliyor. Ayrıca, bu tür olaylar küresel balıkçılık endüstrisine milyarlarca dolar zarar veriyor. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP), bu yıl yayımladığı raporda, toksik alg patlamalarının tropikal bölgelerden kutup bölgelerine kadar yayıldığını ve kontrol altına alınmadığı takdirde deniz biyoçeşitliliğinin geri dönüşümsüz kayıplara uğrayacağını belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, küresel iklim değişikliğinin deniz ekosistemleri üzerindeki yıkıcı etkilerini bir kez daha gözler önüne seriyor. Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olarak, benzer toksik alg patlamalarına karşı hassas konumda. Marmara Denizi'nde 2021'de yaşanan müsilaj (deniz salyası) felaketi, kıyı ekosistemlerindeki kırılganlığın en somut göstergesiydi. Bu nedenle, deniz suyu sıcaklıklarının izlenmesi, kirlilik kontrolü ve erken uyarı sistemlerinin güçlendirilmesi, Türkiye'nin deniz biyoçeşitliliğini korumak ve balıkçılık sektörünü olası krizlere karşı hazırlıklı kılmak için kritik öneme sahip.