İngiltere’nin Berkshire bölgesinde bulunan Slough kasabası, Avrupa’nın en büyük veri merkezi parkına ev sahipliği yapıyor. Ancak bu teknoloji devleri için bir üs olan yerleşim, sakinleri için giderek daha yaşanamaz hale geliyor. Yapılan yeni araştırmalar, dev veri merkezlerinin çevrelerinde adeta bir “ısı adası” oluşturduğunu ve sıcaklıkları çevre bölgelere kıyasla 9°C’ye kadar yükseltebildiğini gösteriyor. Slough halkı, özellikle yaz aylarında dayanılmaz sıcaklarla mücadele ederken, uzmanlar bu durumun iklim değişikliğinin yerel etkilerini daha da kötüleştirdiğini belirtiyor.
Veri merkezlerinin çevresel maliyeti
Veri merkezleri, internet altyapısının temel taşlarından biri. Her bir bulut depolama işlemi, sosyal medya paylaşımı veya video akışı aslında devasa enerji tüketen bu tesislerde hesaplanıyor. Slough’taki veri merkezi parkı, Avrupa’nın en yoğun veri trafiğine ev sahipliği yaparken, bu tesislerin soğutulması için kullanılan yoğun enerji de büyük miktarda atık ısı üretiyor. Londra South Bank Üniversitesi’nden Dr. Jonathan Swingler’in yürüttüğü araştırmaya göre, bu atık ısı sadece binaların içinde kalmıyor; etrafa yayılarak bölgenin mikro iklimini değiştiriyor. Araştırma, veri merkezlerine 500 metre mesafedeki sıcaklıkların, 2 kilometre uzaktaki noktalara göre 7-9°C daha yüksek olduğunu ortaya koydu.
Slough sakinleri ise durumdan muzdarip. Kasaba halkından Mary Thompson, “Eskiden bahçemizde oturabilirdik, şimdi dışarı çıkmak bile işkence. Sanki bir fırının ortasında yaşıyoruz” diyor. Slough Belediyesi ise veri merkezi operatörlerine soğutma sistemlerini yenilemeleri ve çevreye yayılan ısıyı azaltmaları için uyarılar yaptığını, ancak şu ana kadar somut bir adım atılmadığını belirtiyor.
Küresel boyut: Teknoloji ve çevre çatışması
Slough yalnızca bir örnek. Dünyanın dört bir yanındaki veri merkezleri, benzer çevresel sorunlara yol açıyor. ABD’de San Francisco Körfez Bölgesi ve İrlanda’nın Dublin kentinde de veri merkezlerinin neden olduğu aşırı ısınma rapor ediliyor. Uzmanlar, veri talebi arttıkça bu sorunun daha da büyüyeceğini vurguluyor. Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, veri merkezleri küresel elektrik tüketiminin yaklaşık %1-2’sini oluşturuyor ve bu oran önümüzdeki on yılda iki katına çıkabilir.
Ancak çözüm arayışları da sürüyor. İsveç ve Finlandiya gibi soğuk iklimli ülkeler, veri merkezlerinin atık ısısını şehirlerin ısıtma sistemine entegre ederek bir kazan-kazan modeli yaratmaya çalışıyor. Slough ise bu konuda henüz başarılı olamamış görünüyor. Bölge sakinleri, “2023’te evlerimizi ısıtmak için doğal gaza para veriyoruz, ama yanı başımızdaki veri merkezleri tonlarca ısıyı boşa harcıyor. Bu bir çelişki” diye yakınıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, dijital dönüşüm ve bulut teknolojileri yatırımları kapsamında veri merkezi sayısını hızla artırıyor. İstanbul, Ankara ve Kocaeli gibi şehirlerde büyük veri merkezleri inşa edilirken, Slough örneği Türkiye için önemli bir uyarı niteliği taşıyor. Özellikle yoğun nüfuslu ve yaz aylarında zaten yüksek sıcaklıklar yaşayan İstanbul’da, veri merkezlerinin yer seçimi ve soğutma teknolojileri kritik önem kazanıyor. Türkiye’nin iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri doğrultusunda, yeni veri merkezlerinin çevresel etkilerini minimize edecek düzenlemeleri acilen hayata geçirmesi gerekiyor. Aksi takdirde, Slough’da yaşanan “ısı adası” sorununun benzeri, Türk şehirlerinde de yaşanabilir. Ayrıca, Türkiye’nin soğutma için yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi ve atık ısının bölgesel ısıtma sistemlerinde kullanımı gibi sürdürülebilir çözümleri değerlendirmesi, enerji verimliliği açısından da fayda sağlayabilir.