Avrupa'nın Ukrayna'ya destek verirken karşı karşıya kaldığı en temel soru, kendi askerlerinin bu savaşta yer alıp almayacağıdır. Ancak İtalyan think tanki IAI direktörü Nathalie Tocci'nin analizine göre, kara birlikleri göndermek Ukrayna'ya savaşı kazandırmak için yeterli olmayabilir; asıl etkisi Avrupa'nın kendi savunma iradesini ve savaş kapasitesini ateşlemek olabilir. Tocci, bu adımın sembolik ve stratejik açıdan kıtayı dönüştürebileceğini savunuyor.
Asker Göndermenin Sınırları
Tocci, Ukrayna'ya kara askeri konuşlandırmanın askeri açıdan ciddi bir fark yaratmayacağını çünkü savaşın doğasının toprak işgalinden çok topçu ve hava gücüne dayandığını belirtiyor. Bu tür bir müdahale, Rusya ile NATO arasında doğrudan bir çatışma riskini de beraberinde getirir ki bu, küresel bir felakete yol açabilir. Batılı liderler bu yüzden defalarca kara askeri gönderme seçeneğini reddetmiş durumda.
Bununla birlikte, sembolik bir birlik mevcudiyeti bile Avrupa'nın caydırıcılık kabiliyetine olan güveni artırabilir. Tocci, 'boots on the ground' (sahadaki çizmeler) ifadesinin yarattığı psikolojik etkiye dikkat çekiyor. Bu adım, Avrupa'nın sadece ekonomik yaptırımlarla değil, gerektiğinde askeri güçle de pozisyon alabileceğini gösterebilir. Bu, Rusya'ya yönelik güçlü bir mesaj olsa da özellikle Fransa ve Almanya'nın bu konudaki çekinceleri devam ediyor.
Avrupa'nın Savaş İradesi
Tocci'nin asıl argümanı, Avrupa'nın uzun vadeli güvenliği için içsel bir savunma kültürü geliştirmesi gerektiği. Soğuk Savaş sonrası dönemde Avrupa, askeri harcamalarını kısıp refah devletine odaklandı. Ancak Rusya'nın Ukrayna'yı işgali bu anlayışı kökten değiştirdi. Avrupa Birliği ülkeleri savunma bütçelerini artırsa da bu artışın sürdürülebilir olması için toplumsal bir mutabakat şart.
Tocci, eğer Avrupa vatandaşları savaşın gerçekliğini ve savunmanın gerekliliğini benimsemezse, bu harcamaların kalıcı olamayacağını ileri sürüyor. Bu nedenle, sınırlı da olsa bir askeri varlığın Avrupa kamuoyunda savaşın ciddiyetini kavratabileceğini ve böylece savunma yatırımlarına halk desteğini artırabileceğini ifade ediyor. Bu, Avrupa'nın 'güvenlik tüketicisi' olmaktan çıkıp 'güvenlik üreticisi' olmasına katkı sağlayabilir.
Bölgesel ve Küresel Boyut
Avrupa'nın olası bir askeri angajmanı, NATO'nun doğu kanadındaki ülkelerin (Polonya, Baltık ülkeleri, Romanya) güvenlik kaygılarını azaltabilir. Ancak bu, Rusya ile doğrudan bir çatışma riskini de körükleyebilir. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, NATO'nun doğuya genişlemesini sürekli bir tehdit olarak gösteriyor ve bu tür bir adımı işgali meşrulaştırmak için kullanabilir.
Küresel ölçekte ise Avrupa'nın bu hamlesi, ABD'nin Avrupa güvenliğindeki rolünü yeniden tanımlayabilir. Washington, Avrupa'nın kendi savunmasına daha fazla kaynak ayırmasını uzun süredir talep ediyor. Olası bir Avrupa askeri varlığı, NATO içinde bir denge unsuru oluşturabilir ve Avrupa'nın stratejik özerklik hedefini güçlendirebilir. Aynı zamanda, Küresel Güney ülkeleri nezdinde Avrupa'nın krizlere askeri çözüm arayan bir güç olarak algılanması, diplomatik etkisini azaltabilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu tartışma Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor. Türkiye, NATO'nun güney kanadında önemli bir müttefik olarak Rusya ile dengeli ilişkilerini sürdürürken, Ukrayna'daki savaşın etkilerini yakından izliyor. Avrupa'nın askeri kapasitesini artırması, Türkiye'nin savunma sanayii ihracatı için yeni fırsatlar doğurabilir. Öte yandan, Avrupa'nın Rusya'ya karşı daha sert bir tutum alması, Karadeniz'deki dengeleri değiştirebilir ve Türkiye'nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nden kaynaklanan denge politikası üzerinde baskı oluşturabilir. Türkiye'nin hem NATO içindeki konumu hem de Rusya ile enerji ve ticaret bağları, bu denklemi hassas bir noktaya taşıyor. Dolayısıyla Ankara, savaşın tırmanmaması için diplomasiyi önceliklendirmeye devam edecektir.