Avrupa Birliği'nin İsrail-Filistin ihtilafına yönelik tutumu, ABD kamuoyunda yaşanan değişimle birlikte yeni bir evreye giriyor. Uzun süredir bölgede yalnızca insani yardım sağlayan bir aktör olarak görülen Avrupa, artık siyasi bir oyuncu olma şansını yakalamış durumda. Bu fırsatın değerlendirilip değerlendirilmeyeceği ise Brüksel'in atacağı adımlara bağlı.
Değişen Küresel Dengeler ve Avrupa'nın Konumu
ABD'de özellikle genç seçmen ve Demokrat Parti tabanında İsrail'e yönelik eleştiriler her geçen gün artıyor. Bu durum, Washington'un geleneksel koşulsuz destek politikasında yavaş yavaş bir revizyona işaret ediyor. Avrupa başkentleri bu değişimi yakından izlerken, kendi pozisyonlarını netleştirme ihtiyacı duyuyor.
Avrupa Birliği, İsrail-Filistin meselesinde bugüne kadar daha çok insani yardım, kalkınma projeleri ve Filistin yönetimine mali destek gibi alanlarda öne çıktı. Ancak siyasi çözüm sürecinde etkin bir rol üstlenemedi. Özellikle 2023 Ekim'inden bu yana Gazze'de yaşanan insani kriz, Avrupa'nın pasif tutumunu sürdürmesini zorlaştırıyor. Birçok AB üyesi ülke, İsrail'in askeri operasyonlarına yönelik eleştirilerini sertleştirirken, bazıları da Filistin devletini tanıma yönünde adımlar attı.
İspanya, İrlanda, Slovenya ve Norveç gibi ülkelerin Filistin'i tanıma kararları, AB içinde ortak bir politika oluşturulmasının zorluğunu gösteriyor. Almanya ve Macaristan gibi İsrail'e koşulsuz destek veren ülkeler ise ortak bir metinde yer alabilecek daha dengeli ifadeleri engelliyor. Bu bölünmüşlük, AB'nin etkili bir dış politika aktörü olmasını engelleyen en büyük yapısal sorun olarak öne çıkıyor.
Aktör mü, Ödeyen mi? Avrupa'nın İkilemi
Avrupa'nın İsrail-Filistin meselesindeki rolü uzun yıllar boyunca "ödeyen ama karar alamayan" şeklinde özetlendi. AB, Filistin yönetimine sağlanan uluslararası yardımların en büyük kaynağı konumunda. Ancak bu mali katkı, siyasi nüfuza dönüşmedi. İsrail ile ticari ilişkilerini derinleştiren AB, aynı zamanda Filistin'e yönelik insani yardımı da sürdürerek hassas bir denge gözetiyor.
ABD'nin pozisyonundaki olası bir yumuşama, Avrupa için stratejik bir boşluk yaratabilir. Eğer Washington, İsrail'e desteğini koşullu hale getirirse, Avrupa kendisini İsrail ile Filistin arasında daha etkin bir arabulucu olarak konumlandırabilir. Fakat bunun için öncelikle AB içindeki görüş ayrılıklarını aşması gerekiyor. Aksi halde Avrupa, yine sadece insani yardım çeklerini imzalayan taraf olarak kalacak.
Uzmanlar, AB'nin İsrail ile olan ticari ilişkilerini gözden geçirmesi, yerleşim birimlerinden gelen ürünlere yönelik etiketleme kurallarını sıkılaştırması ve Filistin devletini tanıma konusunda ortak bir çizgi belirlemesi gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, iki devletli çözüm için somut bir yol haritası sunmak da Avrupa'nın elindeki araçlar arasında.
Bölgesel ve Küresel Yansımalar
Avrupa'nın İsrail-Filistin politikasında atacağı adımlar, yalnızca bölgeyi değil, küresel dengeleri de etkileyecek. ABD'nin desteğini kaybetme endişesi yaşayan İsrail, Avrupa'nın olası bir yaptırım veya tanıma kararına karşı lobi faaliyetlerini yoğunlaştırmış durumda. Öte yandan, Arap ülkeleri ve İslam İşbirliği Teşkilatı, Avrupa'dan daha cesur adımlar bekliyor.
Uluslararası Adalet Divanı'nda İsrail aleyhine devam eden davalar ve Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin olası soruşturmaları, Avrupa ülkelerinin hukuki pozisyonunu da etkiliyor. Bazı AB ülkeleri, İsrail ile yapılan silah anlaşmalarını askıya alma veya insan hakları ihlalleri nedeniyle ticari kısıtlamalar getirme seçeneklerini değerlendiriyor.
Avrupa'nın etkili bir politika geliştirmesi, aynı zamanda AB'nin küresel arenadaki itibarını da doğrudan etkileyecek. Ukrayna savaşında gösterdiği kararlılığı İsrail-Filistin meselesinde gösterememesi, çifte standart eleştirilerini beraberinde getiriyor. Bu eleştiriler, AB'nin uluslararası hukuka bağlılık söylemini zayıflatıyor. Dolayısıyla Avrupa'nın atacağı her adım, sadece bölgesel bir mesele değil, aynı zamanda küresel düzenin geleceği açısından da belirleyici olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, İsrail-Filistin meselesinde uzun süredir Filistin'in haklarını savunan ve iki devletli çözümü destekleyen bir tutum sergiliyor. Avrupa'nın daha aktif bir politika benimsemesi, Türkiye'nin diplomatik pozisyonunu güçlendirebilir. Özellikle AB'nin Filistin devletini tanıma yönünde atacağı adımlar, Ankara'nın uluslararası platformlardaki çağrılarına destek anlamına gelir. Öte yandan, AB içindeki bölünmüşlük devam ederse, Türkiye bölgesel bir aktör olarak inisiyatif alabilir. Gazze'deki insani krizin çözümü için Avrupa ile işbirliği, Türkiye'nin hem bölgesel hem de küresel etkisini artırabilir. Ayrıca, Avrupa'nın İsrail'e yönelik olası yaptırımları, Türkiye'nin enerji ve ticaret hatlarını da dolaylı olarak etkileyebilir.