Avrupa, son yıllarda artan ve şiddetlenen orman yangınlarıyla mücadele ederken uzmanlar, kıtanın yangın yönetiminde köklü bir değişime gitmesi gerektiğini belirtiyor. İsveç Araştırma Enstitüsü RISE'den Kıdemli Araştırmacı Johan Sjöström, Fransa'nın kuzeyini etkisi altına alan yangınların artık izole bir olay değil, Avrupa için “yeni normal”in bir parçası olduğunu savunuyor. Sjöström, bu durumu sadece yangınlarla mücadele taktikleri açısından değil, toprak yönetimi ve arazi kullanım planları açısından da yeniden değerlendirme çağrısı yapıyor.
Yıkıcı Yangınlar ve Değişen İklimin Acı Sonuçları
Geçtiğimiz yaz aylarında kuzey Fransa'nın yanı sıra İspanya, Portekiz, Yunanistan ve İtalya gibi güney Avrupa ülkeleri de rekor sıcaklıklar ve kuraklık nedeniyle büyük yangın felaketleriyle karşı karşıya kaldı. Söndürme çalışmalarına binlerce itfaiyeci ve birçok ülkeden gelen destek ekipleri katılmasına rağmen, yüz binlerce hektar ormanlık alan ve tarım arazisi kül oldu. Can kayıpları yaşanırken, ekonomik hasar milyarlarca euroyu buldu. Sjöström'e göre bu yangınlar, iklim değişikliğinin bir belirtisi ve kıtanın kendini buna hazırlaması gerekiyor. “Eskiden nadir görülen bu tür felaketler, artık her yıl tekrarlanan bir gerçeklik haline geldi. Avrupa'nın yangın sezonu uzadı, etki alanı genişledi ve mücadele yöntemleri yetersiz kalıyor” diyen Sjöström, asıl odak noktasının yangınları söndürmekten çok, yangınlara karşı dayanıklı peyzajlar oluşturmak olması gerektiğini vurguluyor.
Uzmanlara göre, yangınların şiddetlenmesinin arkasında sadece sıcak hava dalgaları değil, aynı zamanda kıtadaki arazi yönetimi politikaları da var. Yıllardır süren yoğun ormancılık faaliyetleri ve tek tip tarım uygulamaları, orman yangınlarına karşı hassasiyeti artırdı. Yoğun ve bakımsız ormanlık alanlar, kurak dönemlerde adeta birer kibrit kutusu gibi yanabiliyor.
Çeşitlendirilmiş Peyzajlar ve Yeni Stratejiler
Johan Sjöström'ün savunduğu ana çözüm, peyzajların çeşitlendirilmesi ve daha kapsamlı arazi yönetimi stratejilerinin hayata geçirilmesi. Bu kapsamda, ormanların yangın koridorları oluşturacak şekilde düzenlenmesi, geleneksel tarım yöntemlerinin teşvik edilmesi, otlatma ve kontrollü yakma gibi uygulamalarla yakıt yükünün azaltılması öneriliyor. Avrupa Birliği'nin de bu konuda uyumlu bir politikaya ihtiyacı olduğunu belirten Sjöström, “Orman yangınları sadece bir ülkenin sorunu değil, sınır aşan bir kriz. AB, ortak bir yangınla mücadele fonu ve bilgi paylaşım ağı oluşturmalı” ifadesini kullanıyor.
Bu perspektifle, Avrupa ülkeleri daha şimdiden uzman ekipler, uydu izleme sistemleri ve su bombardıman uçakları gibi ekipmanları ortaklaşa kullanmaya başladı. Ancak Skjöström'ün vurguladığı daha derin bir dönüşüm: Risk yönetiminde, kısa vadeli müdahale yerine uzun vadeli arazi planlamasına geçilmesi. Örneğin, iklim değişikliğine dirençli ağaç türleri tercih edilebilir; yanıcı bitki örtüsü azaltılabilir veya tarımsal alanlarda su tutma kapasitesi artırılabilir. Bu tür önlemler, hem yangınların çıkmasını engellemeye hem de yangın durumunda hasarı sınırlandırmaya yardımcı olacak.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Avrupa'da orman yangınlarının “yeni normal” haline gelmesi, Türkiye için de kritik bir uyarı niteliği taşıyor. Türkiye, Akdeniz havzasında yer alması nedeniyle benzer iklim koşullarına sahip ve özellikle 2021 yılında yaşanan büyük yangınlarda görüldüğü gibi, yangın felaketlerine karşı oldukça kırılgan. Türkiye'nin mevcut yangınla mücadele ve arazi yönetimi politikalarını gözden geçirmesi, peyzaj çeşitliliği, kontrollü yakma, orman içi yolların ve su kaynaklarının planlanması konularında AB ile işbirliği yapması büyük önem taşıyor. Ayrıca, AB'nin ortak yangın fonu ve bilgi paylaşım mekanizmalarına dahil olmak, Türkiye'nin yangın riskini azaltma kapasitesini artırabilir. Küresel iklim değişikliğinin etkileri her geçen gün arttığından, Türkiye'nin de bu konuda proaktif ve stratejik bir yaklaşım benimsemesi zorunluluk haline geliyor.