Avrupa ülkeleri, Filistin devletini tanıma konusunda art arda adımlar atıyor. İspanya, İrlanda ve Norveç’in 28 Mayıs 2024’te Filistin’i resmen tanıyacaklarını duyurmasının ardından, diğer Avrupa Birliği üyeleri de benzer kararlar için baskı altında. Bu gelişme, yıllardır süregelen İsrail-Filistin çatışmasında Avrupa’nın tutumunda önemli bir değişime işaret ediyor. Peki Avrupa ülkeleri neden şimdi Filistin’i tanımaya yöneliyor? Avrupa Birliği, bu konuda ortak bir politika geliştirebilir mi?
Gelişmenin arka planı
Filistin devletini tanıma kararları, 7 Ekim 2023’te başlayan ve Gazze’de büyük bir insani krize yol açan savaşın ardından hız kazandı. İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları, uluslararası kamuoyunda büyük tepki çekerken, birçok ülke Filistin devletinin tanınmasının iki devletli çözüm için kritik olduğunu savunuyor. Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre, tanıma kararını açıklarken, “Filistin devletini tanımak, barış sürecini desteklemenin bir yoludur. Orta Doğu’da kalıcı bir barış ancak iki devletli çözümle mümkündür” dedi. İspanya Başbakanı Pedro Sánchez de benzer bir gerekçeyle, “Filistin’i tanımak, adaletin ve barışın gereğidir” ifadelerini kullandı.
Avrupa’da Filistin’i tanıma yönündeki eğilim, aslında yeni değil. İsveç, 2014 yılında AB üyesi olarak Filistin’i tanıyan ilk ülke olmuştu. O tarihten bu yana, Avrupa’daki bazı ülkeler ve özellikle Orta ve Doğu Avrupa ülkeleri, Filistin’i tanımış durumda. Ancak son kararlar, bu konuda bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. İrlanda Dışişleri Bakanı Micheál Martin, “Bu, sembolik bir adım değil; Filistin halkının kendi kaderini tayin hakkına verdiğimiz desteğin somut bir ifadesidir” diye konuştu.
Bölgesel ve küresel boyut
Avrupa ülkelerinin Filistin’i tanıma kararları, yalnızca sembolik bir anlam taşımıyor. Uluslararası hukuk açısından, bir devletin tanınması, o devletin uluslararası arenada meşruiyetini güçlendiriyor ve diplomatik ilişkileri mümkün kılıyor. Filistin, şu anda 140’tan fazla ülke tarafından tanınıyor, ancak bu ülkelerin çoğu Afrika, Asya ve Latin Amerika’da yer alıyor. Avrupa’nın bu konuda net bir tavır alması, Filistin’in Birleşmiş Milletler’de tam üyelik başvurusunu da güçlendirebilir.
Bu gelişmeler, ABD ve İsrail tarafından eleştiriliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü, “Filistin devletinin tanınmasının, doğrudan müzakereler olmadan gerçekleşmesi, iki devletli çözüme zarar verebilir” uyarısında bulundu. İsrail Dışişleri Bakanı İsrael Katz ise, kararları “terörizmi ödüllendirmek” olarak nitelendirdi. Buna karşılık, Avrupalı liderler, tanıma kararlarının Hamas’a değil, Filistin halkına destek anlamına geldiğini vurguluyor.
Avrupa Birliği’nin ortak bir Filistin politikası geliştirip geliştiremeyeceği ise belirsizliğini koruyor. AB, dış politikada oy birliğiyle karar alıyor; bu nedenle Almanya, Fransa ve İtalya gibi büyük ülkelerin tutumu kilit önemde. Almanya Şansölyesi Olaf Scholz, Filistin’i tanıma konusunda “doğru zamanın henüz gelmediğini” belirtirken, Fransa’nın bu konuda daha esnek bir pozisyona sahip olduğu biliniyor. AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, “Birlik olarak ortak bir tavır almalıyız, ancak bunun için üye ülkeler arasında mutabakat sağlanması gerekiyor” açıklamasını yaptı. Bu durum, Avrupa’nın Orta Doğu politikasında birliğin ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Filistin davasına verdiği güçlü destekle biliniyor ve Avrupa ülkelerinin bu adımlarını memnuniyetle karşılıyor. Ancak Türkiye, uzun süredir Filistin’i tanıyan ülkeler arasında yer alıyor; bu nedenle gelişme doğrudan Türk dış politikasında bir değişikliğe yol açmıyor. Öte yandan, Avrupa’nın bu yöndeki tutumu, Türkiye’nin İsrail’e yönelik eleştirilerini ve iki devletli çözüm çağrılarını uluslararası alanda güçlendiriyor. Bölgesel düzeyde, Avrupa’nın Filistin’e yönelik artan desteği, Türkiye’nin Gazze’deki insani krize dikkat çekme çabalarını da olumlu etkileyebilir. Ancak ABD ve İsrail’in tepkisi, sürecin seyrini belirleyecek temel faktör olarak öne çıkıyor.