Fransa'da yürütülen kapsamlı bir araştırma projesi, Avrupa siyasetinde aşırı sağın yükselişini ve seçmenin siyasi merkezi nasıl giderek daha fazla 'içi boş' ve 'itibarsız' olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Araştırmacılar, siyasi merkezin değişim talebine yanıt veremediğini ve bu durumun aşırı uçlara olan desteği körüklediğini belirtiyor. Özellikle Fransa'da Marine Le Pen önderliğindeki Ulusal Birlik (RN) partisinin oy oranındaki artış, siyasi sistemin krizine işaret ediyor. 'Saat işliyor' diyen uzmanlar, merkezin elindeki zamanın giderek azaldığına dikkat çekiyor.
Gelişmenin arka planı: Fransa'dan Avrupa'ya uzanan bir uyarı
Fransa'daki prestijli bir enstitü tarafından yürütülen ve binlerce seçmenle derinlemesine görüşmeleri içeren araştırma projesi, siyasi yelpazenin her kesiminden seçmenin nabzını tutmayı amaçladı. Proje koordinatörleri, sonuçların yalnızca Fransa için değil, tüm Avrupa için bir uyarı niteliği taşıdığını vurguluyor. Araştırmanın en çarpıcı bulgularından biri, geleneksel merkez partilerin (Cumhuriyetçiler ve Sosyalistler gibi) seçmen nezdinde 'statükocu', 'halktan kopuk' ve 'çözüm üretemeyen' olarak algılanması.
Bu algı, 2017 ve 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Emmanuel Macron'un merkezci hamlelerine rağmen kırılamadı. Araştırma raporunda, 'Siyasi merkez, toplumsal yarılmaları derinleştiren sorunlara (yüksek yaşam maliyeti, göç, güvenlik kaygıları) somut ve inandırıcı çözümler sunamıyor, bu da hayal kırıklığını büyütüyor' ifadelerine yer veriliyor. Özellikle kırsal bölgelerde ve küçük kasabalarda yaşayan seçmenler, ekonomik durgunluk ve göç dalgaları karşısında merkezin 'sessiz kaldığını' düşünüyor.
Araştırma, aşırı sağın yalnızca Fransa'da değil, İtalya, Almanya ve İspanya'da da oy oranlarını istikrarlı şekilde artırdığını gösteriyor. Bu durum, 2024 Avrupa Parlamentosu seçimleri öncesinde merkez partiler üzerindeki baskıyı artırıyor. Raporda, 'Seçmen, kimlik, egemenlik ve güvenlik gibi konularda net bir duruş bekliyor; merkez ise muğlaklık ve uzlaşı arayışı içinde kaybolmuş durumda' değerlendirmesi yapılıyor.
Bölgesel veya küresel boyut: Avrupa siyasetinde yeni bir dönemeç mi?
Araştırmanın bulguları, Avrupa genelinde merkez partilerin 2008 mali krizi ve 2015 göç krizinin ardından yaşadığı dönüşümü de gözler önüne seriyor. Akademisyenler, ekonomik belirsizliklerin ve güvenlik tehditlerinin siyasi yelpazenin uçlarına yönelimi hızlandırdığını ifade ediyor. Örneğin, Almanya'da AfD'nin (Almanya için Alternatif) doğu eyaletlerinde giderek güçlenmesi, İtalya'da Giorgia Meloni'nin iktidara gelmesi, AB içinde aşırı sağın artık ana akım siyasete eklemlenmiş bir aktör olduğunu gösteriyor.
Küresel ölçekte ise bu eğilim, liberal demokrasinin temellerini sorgulatıyor. Araştırma raporu, 'Batı demokrasilerinde siyasi istikrar, merkez partilerin toplumsal taleplere yanıt verme kapasitesine bağlıyken, bu kapasitenin erozyonu sistemsel bir krize işaret ediyor' tespitini yapıyor. Özellikle genç seçmenler arasında aşırı sağın yanı sıra aşırı sola da yönelimin arttığı gözlemleniyor; bu da kutupsallaşmanın ne kadar derin olduğunu ortaya koyuyor.
Uzmanlar, önümüzdeki iki yıl içinde Fransa cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Almanya federal seçimleri gibi kritik oylamaların, merkezin geleceği için belirleyici olacağını vurguluyor. 'Eğer merkez partiler bu süreçte kendilerini yenileyemez ve seçmene inandırıcı bir iddia sunamazsa, saat dolduğunda aşırı uçların iktidara gelmesi kaçınılmaz olabilir' uyarısı yapılıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu gelişme, Türkiye'nin Avrupa Birliği ilişkileri ve göç politikaları açısından kritik bir bağlam sunuyor. AB içinde aşırı sağın güçlenmesi, Türkiye'ye yönelik müzakerelerin daha da olumsuz etkilenmesine yol açabilir. Özellikle göç konusunda katı tutumlar, Türkiye ile AB arasındaki gerilimi artırabilir. Ayrıca, Avrupa'da yükselen İslam karşıtlığı ve yabancı düşmanlığı, Türk vatandaşlarının Avrupa'daki haklarını ve güvenliğini tehdit edebilir. Bu nedenle Türkiye'nin, Avrupa'daki demokratik güçlerle diyaloğu sürdürmesi ve aşırı sağın yükselişine karşı ortak bir duruş geliştirmesi önem taşıyor.