2024 yılında Max Bergmann, NATO’nun dönüşüm fırsatını kaçırdığını öne sürerek ittifakın Avrupa ayağının güçlendirilmesi için Avrupa kurumlarında yapısal reformlar yapılması gerektiğini savunmuştu. İki yıl sonra, aynı analist geriye dönüp değerlendirme yaptığında, ilerleme kaydedildiğini ancak bu sürecin kaotik bir nitelik taşıdığını ifade ediyor. Avrupa NATO ülkeleri, savunma harcamalarını artırma ve ortak kabiliyetleri geliştirme konusunda istekli görünse de, siyasi koordinasyon eksikliği ve farklı ulusal öncelikler dönüşümü yavaşlatıyor.
Gelişmenin Arka Planı: Reform Çağrıları ve Gerçekleşenler
Bergmann’ın 2024’teki analizi, NATO’nun 2022’de kabul ettiği Yeni Stratejik Konsept’in ardından gelen reform beklentilerine odaklanıyordu. Avrupa’nın savunma kabiliyetlerini artırması, özellikle ABD’nin Asya-Pasifik’e odaklanması bağlamında kritik görülüyordu. İki yıl içinde, Avrupa’da savunma harcamaları GSYİH’nin ortalama %2’sine yaklaştı ancak bu artış homojen değil. Almanya’nın 100 milyar euroluk özel fonu, Polonya’nın askeri modernizasyonu ve İskandinav ülkelerinin NATO’ya katılımıyla birlikte, Avrupa kanadı güçleniyor.
Buna karşın, ortak askeri projelerde koordinasyon sorunları devam ediyor. Örneğin, Avrupa Hava Komuta Merkezi’nin kurulması ve ortak mühimmat stoklama girişimleri siyasi engellerle karşılaştı. Bergmann, ‘kaotik ilerleme’ tanımını bu noktada kullanıyor: Reformlar var ancak düzensiz ve bazen çelişkili adımlarla.
Bölgesel ve Küresel Boyut: NATO’nun Geleceği ve Transatlantik İlişkiler
Avrupa’nın NATO içinde daha güçlü bir sütun haline gelmesi, yalnızca ittifakın savunma kapasitesini değil, aynı zamanda ABD ile Avrupa arasındaki dengeleri de etkiliyor. ABD’nin Avrupa’dan askeri olarak çekilme olasılığı, Avrupa ülkelerini daha fazla sorumluluk almaya iterken, bu durum Avrupa’nın stratejik özerklik arayışını da tetikliyor. Fransa’nın liderliğindeki girişimler, Avrupa Ordusu tartışmalarını yeniden canlandırdı. Ancak, İngiltere ve Doğu Avrupa ülkeleri, ABD’nin garantilerinin azalması durumunda Rusya karşısında zayıf kalma korkusuyla bu tartışmalara temkinli yaklaşıyor.
Küresel boyutta ise, NATO’nun Avrupa ayağının güçlenmesi, Çin’in Asya-Pasifik’teki yükselişiyle mücadelede ABD’nin elini rahatlatabilir. Ancak Avrupa’nın kendi savunmasını üstlenme kabiliyeti, teknolojik açıdan henüz yetersiz. Ortak füze savunma sistemleri ve siber güvenlik altyapısı gibi alanlarda Avrupa’nın bağımlılığı devam ediyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
NATO’nun Avrupa ayağının güçlenmesi, Türkiye için hem fırsat hem de riskler barındırıyor. Türkiye, ittifakın ikinci büyük ordusuna sahip olarak Avrupa’nın savunma yapılanmasında kilit bir rol oynayabilir. Ancak, Fransa ve Yunanistan’la yaşanan Doğu Akdeniz gerginlikleri, Türkiye’nin Avrupa savunma girişimlerine entegrasyonunu zorlaştırabiliyor. Öte yandan, Avrupa’nın daha bağımsız bir savunma kabiliyeti geliştirmesi, Türkiye’nin ABD’ye bağımlılığını azaltabilir ve Ankara’nın elini güçlendirebilir. Ancak Kıbrıs ve Ege konularındaki anlaşmazlıklar, bu sürecin Türkiye aleyhine dönmesine yol açabilir. Bu nedenle Türkiye, NATO içi dengeleri dikkatle takip etmelidir.