Holokost'tan sağ kurtulan ve Auschwitz toplama kampında 'Ölüm Meleği' olarak bilinen Josef Mengele'ye dans etmek zorunda kalan Edith Eger, 27 Nisan'da 98 yaşında hayata veda etti. Macaristan doğumlu Yahudi asıllı Eger, 1944'te ailesiyle birlikte Auschwitz-Birkenau'ya gönderildi. Kamp koşullarında dans yeteneği sayesinde hayatta kalan Eger, Mengele'nin emriyle defalarca bale yapmak zorunda kaldı. Savaş sonrası ABD'ye göç eden Eger, klinik psikolog olarak travma ve iyileşme üzerine çalıştı. Otobiyografik kitabı 'The Choice: Embrace the Possible' (Seçim: Mümkün Olanı Kucaklamak) ile uluslararası üne kavuşan Eger, 'Auschwitz'in Balerini' olarak anılıyordu.
Kampın Kabusu: Mengele'nin Dansçısı
Edith Eger, 1927'de Macaristan'da mutlu bir ailede büyüdü. 16 yaşında Olimpiyat madalyası hedefleyen yetenekli bir balerindi. Ancak 1944'te Nazi işgaliyle hayatı altüst oldu. Ailesiyle Auschwitz'e gönderildiğinde, annesi, babası ve kız kardeşi hemen gaz odalarına gönderildi. Eger, fiziksel olarak güçlü göründüğü için çalışma kampına seçildi. Burada Josef Mengele, onun dans ettiğini öğrenince her akşam ona bale yaptırdı. Eger, anılarında Mengele'ye dans ederken içinde bir yandan ölmeyi dilediğini, bir yandan da kız kardeşi Magda'ya bakmak için hayatta kalması gerektiğini anlatır. Kamp şartlarında açlık, soğuk ve hastalıkla mücadele eden Eger, dansın ona hayal gücünü kullanma fırsatı verdiğini söylerdi. 1945'te kamptan kurtarıldığında 32 kiloydu ve tifüs hastasıydı.
Bir Psikoloğun Dönüşümü: Travmayı İyileştirmek
1949'da eşi Béla ile ABD'ye göç eden Eger, Teksas'a yerleşti. Uzun yıllar travma sonrası stres bozukluğu yaşadıktan sonra psikoloji eğitimi almaya karar verdi. 1970'lerde doktorasını tamamlayan Eger, klinik psikolog olarak savaş gazileri, travma mağdurları ve Holokost'tan kurtulanlarla çalıştı. 2003 yılında, 77 yaşında yazdığı ilk kitabı 'The Choice', hem kişisel bir anı hem de psikolojik bir rehber niteliği taşıyor. Kitap, geçmişin acılarına rağmen bugünü seçme gücüne odaklanır. Eger, insanların travmalarını nasıl aşabileceği konusunda konuşmalar yaptı ve dünya çapında tanındı. Onun hikâyesi, insan ruhunun dayanıklılığının bir simgesi haline geldi.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Edith Eger'in yaşam öyküsü, savaş ve zulüm karşısında insan direncinin evrensel bir örneğidir. Türkiye de tarihsel olarak göç, savaş ve insan hakları ihlalleriyle yüzleşmiş bir ülke olarak bu tür hikâyelerden dersler çıkarabilir. Holokost eğitimi ve insan hakları bilincinin güçlendirilmesi, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde de önemli bir konudur. Eger'in travma sonrası büyüme konusundaki çalışmaları, sadece bireysel değil toplumsal iyileşme için de ilham vericidir. Bu bağlamda, Türkiye'de de savaş mağdurlarına yönelik psikososyal destek programlarının geliştirilmesine katkı sağlayabilir.