Yeni bir kamuoyu yoklaması, İsrail toplumunun büyük bir bölümünün, son dönemdeki çatışmaların ardından İran'ın galip geldiği görüşünde olduğunu ortaya koydu. Anket sonuçları, İsrail'in güvenlik ve dış politika stratejilerine yönelik derin bir güvensizliğe işaret ediyor. Katılımcıların önemli bir kısmı, hükümetin İran tehdidi karşısında yetersiz kaldığını ve ülkenin caydırıcılık gücünün zayıfladığını düşünüyor. Bu durum, İsrail'in bölgesel konumuna dair ciddi sorgulamaları beraberinde getiriyor.
Gelişmenin arka planı
İsrail'de yapılan bu anket, ülkenin önde gelen araştırma kuruluşlarından biri tarafından gerçekleştirildi. 1.200 kişilik temsili bir örneklem üzerinde yapılan çalışmada, katılımcılara İran'ın son askeri eylemlerinin ardından bölgesel savaşı kimin kazandığı soruldu. Yanıtlar, İsraillilerin yüzde 52'sinin İran'ı galip gördüğünü, yalnızca yüzde 28'inin İsrail'in kazandığını düşündüğünü gösterdi. Geriye kalan yüzde 20 ise kararsız kaldı veya her iki tarafın da kaybettiği görüşünü dile getirdi.
Anket ayrıca, İsrail halkının siyasi ve askeri liderliğe olan güveninde ciddi bir erime olduğunu da ortaya koydu. Katılımcıların yalnızca yüzde 34'ü Başbakan Binyamin Netanyahu'nun İran politikasını doğru bulduğunu belirtirken, yüzde 58'i ordu komutanlarının ve istihbarat birimlerinin tehditlere karşı yeterli önlem almadığını ifade etti. Bu sonuçlar, özellikle son bir yılda yaşanan gerginliklerin ardından toplumda oluşan hayal kırıklığını gözler önüne seriyor.
Uzmanlar, bu anket sonuçlarının İsrail'in iç siyasetinde de yankı bulacağını belirtiyor. Muhalefet partileri, hükümeti İran karşısında zayıf ve kararsız bir duruş sergilemekle suçlarken, hükümet kanadı ise anketi 'yönlendirilmiş' olarak nitelendiriyor. Ancak bağımsız analistler, toplumdaki bu algının İsrail'in güvenlik stratejilerinin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kıldığını savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
İran'ın son dönemde Suriye, Lübnan ve Gazze sahalarındaki faaliyetleri, İsrail'in bölgesel üstünlüğüne meydan okuyor. İran, İsrail sınırlarına yakın noktalarda hassas füzeler konuşlandırırken, aynı zamanda siber saldırılar ve deniz güvenliği alanında da etkinliğini artırıyor. Bu gelişmeler, İsrail'in geleneksel caydırıcılık doktrinini sorgulatıyor.
Bölgesel dengeler açısından bakıldığında, İsraillilerin bu algısı, İran'ın nükleer programı konusunda uluslararası toplumla yaşanan krize de yansıyor. Viyana müzakerelerinde henüz bir anlaşmaya varılamamışken, İsrail kamuoyunun kendisini 'kaybeden' taraf olarak görmesi, İsrail'in ABD ve Avrupalı müttefikleriyle ilişkilerini de etkileyebilir. Özellikle ABD yönetiminin İran'la diplomasiyi öncelerken, İsrail'in daha sert bir tutum izlemesi iki ülke arasında görüş ayrılıklarına yol açıyor.
Anket sonuçları aynı zamanda Körfez ülkeleriyle normalleşme sürecini de etkileyebilir. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Suudi Arabistan gibi ülkeler, İran tehdidine karşı İsrail'le işbirliğini artırırken, İsrail'in zayıf algılanması bu ittifakların geleceğini sorgulatıyor. Bölgedeki uzmanlar, İsrail'in caydırıcılığını yeniden tesis etmesi gerektiğini vurguluyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
İsrail kamuoyunun İran'ı savaşın galibi olarak görmesi, Türkiye'nin bölgesel politikaları açısından da önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, İran'la rekabet halinde olduğu Suriye ve Kafkasya gibi sahalarda İsrail'in zayıflamasının yarattığı boşluğu dikkatle izlemektedir. Ayrıca, Doğu Akdeniz'deki enerji işbirliği ve deniz yetki alanları tartışmalarında İsrail, Türkiye için kritik bir aktördür. İsrail'in kendine güven kaybı, Türkiye'nin bölgesel inisiyatiflerini etkileyebilir. Son olarak, İsrail-İran geriliminin tırmanması, Türkiye'nin güvenliğini de tehdit edebilecek bir bölgesel istikrarsızlık yaratma potansiyeli taşımaktadır. Bu nedenle Türkiye, hem İsrail hem de İran'la dengeli bir diplomasi yürütmek durumundadır.