Almanya’nın doğu eyaletlerinde bu sonbaharda yapılacak seçimler öncesinde alışılmadık bir siyasi ittifak senaryosu tartışılıyor. Aşırı sağcı Almanya için Alternatif’in (AfD) eyalet yönetimine gelme umudu, eski bir komünist tarafından kurulan popülist sol Die Linke partisine bağlı. AfD’nin özellikle Saksonya, Brandenburg ve Thüringen’de ciddi bir oy potansiyeli bulunuyor. Ancak bu partinin diğer tüm partiler tarafından uygulanan 'Brandmauer' (yangın duvarı) olarak bilinen izolasyon politikası nedeniyle koalisyon ortağı bulması zor. Bu tablo, Die Linke’nin bölgedeki daha pragmatik kanadını, AfD ile bir 'anti-sistem çatısı' oluşturmaya itiyor. Thüringen’de Die Linke’li Bodo Ramelow’un başarılı eyalet başbakanlığı dönemi, partinin bir kısmına radikal saflardan kopma cesareti veriyor.
Gelişmenin arka planı: Doğu Almanya’nın siyasi dönüşümü
Doğu Almanya eyaletleri, 1990’daki birleşmeden bu yana siyasi ve ekonomik dönüşümün en çetin sınavlarını verdi. Batı’ya kıyasla daha yüksek işsizlik, düşük ücretler ve göç, bu bölgelerde sisteme duyulan güveni zedeledi. 2015’teki mülteci krizi sonrası AfD, özellikle doğuda hızla yükseldi. Parti, Saksonya’da yüzde 27, Thüringen’de yüzde 24 oy alarak birinci veya ikinci parti konumuna geldi. Ancak diğer partiler AfD ile her türlü iş birliğini reddediyor. Bu 'Brandmauer', AfD’nin iktidar yolunu tıkarken, Die Linke de benzer bir izolasyonla karşı karşıya. Die Linke, eski Doğu Almanya’nın iktidar partisi SED’in devamı olarak görüldüğü için batıda 'Ostpartei' (Doğu partisi) olarak damgalandı. Parti içinde, özellikle Thüringen’den Ramelow gibi isimler, bu izolasyonu kırmak için AfD ile tematik iş birliği yapılabileceğini savunuyor. Örneğin, emeklilik maaşları ve enerji faturaları gibi sosyal konularda ortak önergeler verilebileceği belirtiliyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Almanya siyasetinde deprem mi?
Bu ittifak olasılığı, Almanya genelinde büyük yankı uyandırdı. Ana akım partiler CDU, SPD ve Yeşiller, AfD’nin normalleşmesine karşı olduklarını yinelerken, Die Linke içindeki bu eğilim parti liderliğinde bölünmeye yol açtı. Partinin federal eş başkanları, AfD ile iş birliğini kesin bir dille reddediyor. Ancak eyalet düzeyindeki yöneticiler, özellikle Saksonya’da Die Linke’nin yüzde 13 civarında oy potansiyeli olduğunu ve AfD’yle rekabet etmek yerine iş birliği yaparsa daha güçlü olabileceğini hesaplıyor. Bu gelişme, Avrupa genelinde yükselen popülist ve aşırı sağ partilerin ana akımı nasıl etkilediğinin yeni bir örneği. Fransa’da Marine Le Pen’in Ulusal Birlik Partisi, İtalya’da Giorgia Meloni’nin başarısı, bu eğilimi güçlendiriyor. Almanya’da böyle bir ittifak, Angela Merkel sonrası dönemde siyasi dengeleri kökünden değiştirebilir. Avrupa Birliği’nin en büyük ekonomisinde aşırı sağın iktidar ortağı olması, Brüksel’in göç, iklim ve ekonomik politikalarında derin etkiler yaratır.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Almanya’daki bu siyasi gelişme, Türkiye’yi doğrudan ilgilendirmese de Avrupa’daki yükselen aşırı sağ ve popülist dalganın bir parçası olması bakımından önem taşıyor. AfD’nin Türkiye karşıtı söylemleri ve göçmen karnesi, parti iktidara yaklaştıkça Türk toplumunu ve Türkiye-Almanya ilişkilerini olumsuz etkileyebilir. Ancak bu ittifakın gerçekleşmesi halinde Die Linke’nin göçmen hakları konusunda daha ılımlı duruşu, dengeleyici bir unsur da olabilir. Türkiye, Almanya’daki siyasi gelişmeleri yakından izlemeli ve özellikle bu tür ittifakların AB iç politika dengelerine yansımalarını dikkate almalıdır.