Rusya'nın Ukrayna'nın başkenti Kiev'e yönelik düzenlediği geniş çaplı füze ve insansız hava aracı (drone) saldırılarında en az 2 kişi hayatını kaybetti, 13'ten fazla kişi yaralandı. Saldırı, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy'in Moskova'nın 'büyük bir saldırı' hazırlığında olduğu yönündeki uyarısının ardından gerçekleşti. Perşembe sabahı erken saatlerde başlayan saldırıda, Kiev genelinde patlama sesleri duyuldu ve hava savunma sistemleri devreye girdi. Yetkililer, saldırıda Kiev'in farklı bölgelerindeki sivil altyapının hedef alındığını belirtti. Rusya'nın son haftalarda Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik saldırılarını yoğunlaştırdığı gözlemleniyor.
Gelişmenin arka planı
Rusya, Ukrayna savaşının başından bu yana düzenli olarak Kiev dahil birçok Ukrayna şehrine füze ve drone saldırıları düzenliyor. Ancak son günlerde saldırıların şiddeti ve sıklığı arttı. Zelenskiy, Çarşamba günü yaptığı açıklamada, istihbarat raporlarına dayanarak Rusya'nın 'büyük bir saldırı' planladığını belirtmişti. Bu uyarının hemen ardından gelen saldırı, Ukrayna'nın hava savunma sistemlerinin etkinliğini test eder nitelikte oldu. Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, saldırı sonrası yaptığı açıklamada, 'Şehirde kritik altyapı tesisleri vuruldu, ancak can kaybı sınırlı tutuldu. Hava savunmamız birçok hedefi imha etti.' ifadelerini kullandı. Ukrayna Hava Kuvvetleri, Rusya'nın saldırıda 12 füze ve 20'den fazla drone kullandığını, bunlardan büyük bir kısmının düşürüldüğünü açıkladı.
Saldırının zamanlaması dikkat çekici. Rusya, bir yandan Ukrayna'ya yönelik saldırılarını sürdürürken, diğer yandan uluslararası kamuoyunda barış müzakerelerine yeşil ışık yaktığı sinyalleri veriyor. Ancak bu tür saldırılar, Rusya'nın askeri hedeflerine ulaşmak için sivilleri de hedef almaktan çekinmediğini gösteriyor. Kiev yönetimi, Batılı müttefiklerinden daha fazla hava savunma sistemi ve mühimmat talebinde bulunuyor. ABD ve Avrupa Birliği, Ukrayna'ya askeri yardımları artırma sözü vermiş olsa da, yardımların sahada etkili olması zaman alıyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Kiev'e yönelik bu son saldırı, savaşın seyrini değiştirecek bir dönüm noktası olmasa da, uluslararası toplumun dikkatini yeniden Ukrayna'ya çekiyor. Rusya, savaşın başından bu yana Ukrayna'nın enerji altyapısını hedef alarak ülkeyi karanlığa ve soğuğa mahkum etmeyi amaçlıyor. Bu strateji, Ukrayna halkının direncini kırmayı ve hükümeti müzakere masasına zorlamayı hedefliyor. Ancak Batılı uzmanlar, bu tür saldırıların Ukrayna'nın savaşma azmini artırdığını ve Batı'nın desteğini daha da sağlamlaştırdığını belirtiyor. Öte yandan, Rusya'nın bu saldırıları, uluslararası hukuk açısından savaş suçu kapsamında değerlendirilebilecek nitelikte. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi, Rusya'nın sivil altyapıyı hedef almasını kınamış olsa da, somut yaptırımlar sınırlı kalıyor.
Saldırı, küresel enerji piyasalarını da etkiliyor. Ukrayna'nın enerji altyapısına yönelik saldırılar, özellikle Avrupa'nın doğalgaz arz güvenliğini tehdit ediyor. Ukrayna, Rus gazının Avrupa'ya geçiş güzergahında kritik bir konumda. Herhangi bir büyük altyapı hasarı, Avrupa'da enerji fiyatlarının yeniden yükselmesine neden olabilir. Bu durum, AB ülkelerinin Ukrayna'ya desteğinin devam etmesini sağlayan faktörlerden biri. Ayrıca, Rusya'nın bu saldırıları, NATO'nun Doğu Kanadı'ndaki varlığını artırması için bir gerekçe olarak kullanılıyor. Polonya ve Romanya gibi ülkeler, hava savunma sistemlerini güçlendirme kararı aldı.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Rusya'nın Kiev’e yönelik bu saldırısı, Türkiye’nin Karadeniz’deki güvenlik dengelerini doğrudan etkilemektedir. Türkiye, hem Ukrayna ile güçlü savunma sanayi işbirliğine sahip hem de Rusya ile enerji ve turizm alanlarında önemli ilişkiler yürütmektedir. Saldırıların şiddetlenmesi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi kapsamında Karadeniz’deki askeri gerginliği artırabilir. Ayrıca, Türkiye’nin arabuluculuk rolüne duyulan ihtiyacı yeniden gündeme getirmektedir. Türkiye, daha önce İstanbul’da düzenlenen müzakerelerde tarafları bir araya getirmiş, ancak barış süreci askıya alınmıştı. Bu gelişme, Türkiye’nin hem NATO yükümlülükleri hem de bölgesel istikrar arayışı arasında hassas bir denge kurmasını gerektirmektedir.