Almanya'nın aşırı sağcı Almanya için Alternatif (AfD) partisi, hafta sonu düzenlediği kongrede eş başkanlar Tino Chrupalla ve Alice Weidel'i yeniden seçerken, etkinlik dışında toplanan binlerce protestocu ile polis arasında gergin anlar yaşandı. Kongrenin gerçekleştiği binanın çevresinde güvenlik önlemleri artırılırken, göstericilerin partinin göçmen karşıtı ve Avrupa şüphecisi politikalarını protesto etmesi üzerine çıkan arbede sonucu birçok kişi gözaltına alındı. Bu olay, AfD'nin ülke genelinde ana muhalefet partisi konumuna yükselmesine ve özellikle eski Doğu Almanya topraklarında en güçlü siyasi güç haline gelmesine rağmen, Almanya toplumunu ne kadar derinden böldüğünü bir kez daha gözler önüne serdi.
AfD'nin Yükselişi ve Kongre Kararları
AfD, 2013 yılında kurulduğu günden bu yana kısa sürede Almanya siyasetinde önemli bir aktör haline geldi. Parti, özellikle 2015 yılındaki göçmen krizi sonrasında oylarını artırarak 2017 federal seçimlerinde ilk kez meclise girmeyi başardı. 2021 seçimlerinde oy oranını %10,3'e yükselten AfD, şu anda yapılan anketlerde %20-22 bandında oy alarak Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ve Sosyal Demokrat Parti'nin (SPD) ardından üçüncü sırada yer alıyor. Partinin özellikle eski Doğu Almanya eyaletlerinde (Brandenburg, Saksonya, Saksonya-Anhalt, Thüringen) desteği çok daha yüksek; bu eyaletlerin bazılarında oy oranı %30'un üzerine çıkıyor.
Kongrede yapılan seçimlerde Chrupalla ve Weidel, delegelerin %80'ine yakınının desteğini alarak yeniden eş başkan seçildi. Parti içindeki aşırı sağcı kanadın lideri Björn Höcke'nin etkisinin sınırlandırılmasına yönelik çabalar da kongrede ele alındı. Höcke, Thüringen eyalet teşkilatının başkanı olarak Almanya Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından 'aşırı sağcı' olarak sınıflandırılıyor. Kongrede ayrıca partinin Avrupa Birliği'ne (AB) karşı tutumu ve göç politikaları yeniden netleştirildi; AfD, Almanya'nın AB'den çıkmasını (Dexit) ve sığınma başvurularının kabul edilmemesini savunan sert bildiriler yayımladı.
Ancak bu kararlar, Almanya'daki diğer siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları tarafından sert bir şekilde eleştirildi. Alman Sanayi Birliği (BDI) başkanı Siegfried Russwurm, AfD'nin politikalarının Almanya'nın ihracata dayalı ekonomisine ciddi zarar verebileceğini belirtti. Almanya'nın en büyük ticaret ortakları arasında AB ülkeleri ve Çin'in yanı sıra ABD'nin de bulunduğuna dikkat çeken Russwurm, 'AB'den çıkış çağrıları, Alman şirketlerinin küresel rekabet gücünü zayıflatır' dedi.
Gösteriler ve Toplumsal Bölünme
Kongrenin yapıldığı Brandenburg eyaletindeki kentte toplanan yaklaşık 5 bin protestocu, 'Nazilere karşı birleşin' ve 'AfD yasaklansın' sloganları attı. Polis, protestocuların kongre binasına yaklaşmasını engellemek için barikatlar kurdu. Akşam saatlerinde bir grup protestocunun barikatları aşmaya çalışması üzerine polis biber gazı kullandı; çıkan arbedede 12 polis memuru ve çok sayıda protestocu hafif yaralandı. Gösterilerde 34 kişi gözaltına alındı.
AfD'nin yükselişi, Almanya'da İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemin en önemli siyasi krizlerinden biri olarak değerlendiriliyor. Partinin göçmen karşıtı söylemleri, özellikle Müslüman toplumuna yönelik nefret söylemi, ülkede yaşayan 5,5 milyon Müslüman'ın endişelenmesine neden oluyor. Almanya İçişleri Bakanlığı'nın raporuna göre, 2023 yılında aşırı sağcı motifli suçlarda bir önceki yıla göre %23 artış yaşandı. Bu durum, Alman hükümetinin aşırı sağcılıkla mücadele stratejilerini yeniden gözden geçirmesine yol açtı.
Öte yandan, AfD'nin Doğu Almanya'daki popülaritesi, bölgenin ekonomik dönüşüm sürecinde yaşadığı hayal kırıklıkları ve kimlik bunalımıyla yakından ilişkili. 1990'daki birleşmeden sonra doğudaki birçok fabrikanın kapanması, işsizlik oranlarının yüksek seyretmesi ve batı ile arasındaki ekonomik uçurum, doğuda aşırı sağcı partilere olan desteği artırdı. Uzmanlar, bu durumun Almanya'nın birleşme sürecinin tamamlanamadığını gösterdiğini belirtiyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
AfD'nin yükselişi, Türkiye-Almanya ilişkileri açısından önemli sonuçlar doğurabilir. Partinin göçmen karşıtı ve İslam karşıtı söylemleri, Almanya'da yaşayan yaklaşık 3 milyon Türk kökenli nüfusu doğrudan hedef alıyor. AfD'nin iktidara gelmesi veya koalisyon ortağı olması durumunda, Türkiye'nin AB ile ilişkilerinde ve özellikle gümrük birliğinin güncellenmesi sürecinde zorluklar yaşanabilir. Ayrıca, AfD'nin Suriye'den Türkiye'ye giden mültecilere yönelik politikaları da Ankara'nın göç stratejisini etkileyebilir. Küresel ölçekte ise, Almanya gibi AB'nin lokomotif ülkesinde aşırı sağın güçlenmesi, Avrupa genelinde popülist dalgayı besleyerek Türkiye'nin Avrupa'daki konumunu daha da karmaşık hale getirebilir.