Birleşmiş Milletler'in (BM) en üst düzey insan hakları organı, Sudan'ın El-Ubeyd kentinde yaşanan insani felaket nedeniyle nadir görülen bir acil durum oturumu düzenledi. İngiltere'nin bir grup ülke adına yaptığı başvuru üzerine toplanan BM İnsan Hakları Konseyi, bölgede sivil kayıpların artması ve temel ihtiyaçlara erişimin kesilmesi konusunda 'kırmızı alarm' verdi. Sudan ordusu ile Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki çatışmalar, Nisan 2023'ten bu yana şiddetlenerek devam ediyor ve El-Ubeyd gibi stratejik şehirler kuşatma altında. BM raporlarına göre, kentte gıda, su ve tıbbi malzeme stokları tükenme noktasına gelmiş durumda.
El-Ubeyd'de insani kriz derinleşiyor
Sudan'ın Hartum'un yaklaşık 500 kilometre güneybatısındaki El-Ubeyd kenti, çatışmaların başlangıcından bu yana savaşan taraflar arasında defalarca el değiştirdi. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi (OCHA) verilerine göre, kentte yaklaşık 300 bin sivil çatışmalar nedeniyle yerinden edildi. Kalan nüfus ise gıda, su ve elektrik gibi temel hizmetlere erişemiyor. Birleşmiş Milletler Dünya Gıda Programı (WFP), El-Ubeyd'deki gıda depolarının yağmalandığını ve dağıtım ağının tamamen çöktüğünü bildiriyor. Özellikle çocuklar ve hamile kadınlar arasında yetersiz beslenme vakaları hızla artarken, sağlık kuruluşları salgın hastalık tehdidiyle karşı karşıya.
İnsan hakları örgütleri, her iki tarafı da sivil yerleşimlere yönelik saldırılar ve insani yardımı engellemekle suçluyor. Uluslararası Af Örgütü'nün son raporu, RSF'nin El-Ubeyd'de etnik temizlik yaptığına dair kanıtlar bulduğunu iddia ediyor. BM İnsan Hakları Konseyi'nin acil oturumunda, bağımsız bir soruşturma komisyonu kurulması ve taraflara yaptırım uygulanması çağrıları yapıldı. Ancak Rusya ve Çin gibi ülkeler, Sudan'ın içişlerine müdahale edilmemesi gerektiğini savunuyor.
Bölgesel ve küresel boyut
Sudan'daki çatışma, yalnızca ülke sınırlarını değil, tüm Afrika Boynuzu ve Sahel bölgesini etkiliyor. Mısır, Libya ve Çad gibi komşu ülkelere kitlesel göç dalgaları yaşanıyor. BM Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), bugüne kadar 1,4 milyon Sudanlının ülkeyi terk etmek zorunda kaldığını açıkladı. Bu durum, bölgede zaten kırılgan olan güvenlik ve ekonomik dengeleri daha da bozuyor. Özellikle Çad ve Güney Sudan, sınırlı kaynaklarıyla büyük bir mülteci akınına maruz kalıyor.
Jeopolitik olarak, Sudan'daki istikrarsızlık Kızıldeniz ticaret yollarını da tehdit ediyor. Ülkenin doğusundaki Port Sudan limanı, bölgesel ticaret için kritik öneme sahip. Ayrıca, Sudan'ın altın ve tarım kaynakları, çatışma taraflarının yanı sıra bölgesel güçlerin de ilgisini çekiyor. Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, RSF'ye destek verirken, Mısır ve Türkiye gibi ülkeler Sudan ordusuyla yakın temas halinde. Bu durum, çatışmayı bölgesel bir vekalet savaşına dönüştürme riskini taşıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Sudan'daki çatışmada doğrudan taraf olmamakla birlikte, bölgesel istikrarsızlıktan etkileniyor. Ankara, Hartum yönetimiyle geliştirdiği ekonomik ve askeri işbirliği anlaşmaları nedeniyle Sudan ordusuna yakın duruyor. Ancak çatışmanın uzaması, Türkiye'nin Sudan'daki yatırımlarını (özellikle tarım ve inşaat sektörlerinde) riske atıyor. Ayrıca, Libya ve Somali gibi ülkelerdeki nüfuz mücadelesi göz önüne alındığında, Sudan'daki kaos Ankara için stratejik bir zafiyet yaratıyor. Türkiye'nin insani yardım kuruluşları, bölgeye sınırlı da olsa yardım ulaştırmaya çalışıyor, ancak güvenlik koşulları bunu zorlaştırıyor.