Avrupa Birliği ve üye ülkeler, İsrail güvenlik güçlerinin Doğu Kudüs’teki Kalandiya Mesleki Eğitim Merkezi’ne zorla girmesini ve UNRWA’nın tesislerine el koymasını sert bir dille kınadı. Ancak bu kınamalar, AB’nin İsrail’e yönelik politikalarıyla çelişiyor; zira birlik, İsrail’in uluslararası hukuka aykırı uygulamalarına karşı somut adım atmaktan kaçınıyor. Filistinli mültecilere yardım sağlayan UNRWA’nın Doğu Kudüs’teki operasyonlarını durdurması, bölgede insani krizin derinleşmesine yol açarken, AB’nin sözde kalan tepkisi, kuruma verilen desteğin ne kadar zayıf olduğunu ortaya koyuyor.
Gelişmenin arka planı: UNRWA’nın karşı karşıya kaldığı baskılar
Birleşmiş Milletler Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı (UNRWA), 1949’dan bu yana Filistinli mültecilere eğitim, sağlık ve sosyal hizmetler sunuyor. Ancak ajans, son yıllarda hem mali kriz hem de siyasi baskılarla karşı karşıya. İsrail, UNRWA’yı Hamas’la işbirliği yapmakla suçluyor ve ajansın faaliyetlerini kısıtlamak için çeşitli adımlar atıyor. Bu bağlamda, İsrail güvenlik güçlerinin Kalandiya’daki eğitim merkezine baskın düzenlemesi ve Doğu Kudüs’teki UNRWA tesislerine el koyması, ajansın bölgedeki varlığını fiilen sona erdirme girişimi olarak değerlendiriliyor.
AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in sözcüsü tarafından yapılan açıklamada, İsrail’in “uluslararası yükümlülüklerine uyması ve UNRWA’nın çalışmalarını engellemeyi bırakması” istendi. Ancak bu çağrı, daha önceki birçok benzer açıklama gibi sonuçsuz kaldı. İsrail’in, ajansın faaliyetlerini durdurma kararını ulusal güvenlik gerekçesiyle savunması, uluslararası toplumun tepkisini etkisiz kılıyor.
Bölgesel ve küresel boyut: İnsani kriz ve uluslararası hukuk
UNRWA’nın operasyonlarını durdurması, yalnızca Filistinli mülteciler için değil, bölgenin geneli için ciddi sonuçlar doğuruyor. Ajans, Gazze, Batı Şeria, Ürdün, Lübnan ve Suriye’de yaklaşık 5,6 milyon mülteciye hizmet veriyor. Doğu Kudüs’teki tesislerin kapatılması, özellikle eğitim ve sağlık hizmetlerinde aksamalara yol açacak. Bu durum, mültecilerin yaşam koşullarını daha da kötüleştirecek ve bölgede yeni bir insani krizin fitilini ateşleyebilir.
Uluslararası hukuk açısından İsrail’in bu adımı, işgal altındaki Doğu Kudüs’te bulunan BM tesislerine el koyma yetkisinin olmadığını belirten Cenevre Sözleşmeleri’ne aykırı. BM Genel Sekreteri António Guterres, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, UNRWA’nın çalışmalarının devam etmesi gerektiğini vurguladı. Ancak BM’nin kararları, ABD’nin veto yetkisini kullandığı Güvenlik Konseyi’nde sık sık engelleniyor.
AB’nin bu konudaki tutumu, birliğin Orta Doğu politikasındaki çelişkileri de gözler önüne seriyor. AB, iki devletli çözümü desteklediğini açıklamasına rağmen, İsrail’e yönelik ekonomik yaptırımlar veya diplomatik baskı gibi somut önlemler almaktan kaçınıyor. Bu durum, AB’nin İsrail’e yönelik eleştirilerinin samimiyetini sorgulatıyor ve UNRWA’ya verilen desteğin sembolik düzeyde kaldığını gösteriyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, tarihsel olarak Filistin davasını destekleyen ve UNRWA’ya maddi katkı sağlayan ülkeler arasında yer alıyor. Bu gelişme, Türkiye’nin Doğu Kudüs’teki İsrail işgaline yönelik politikalarıyla doğrudan bağlantılı. Türkiye, İsrail’in UNRWA’ya yönelik baskılarını uluslararası hukukun ihlali olarak değerlendiriyor ve bu tür eylemleri kınıyor. Ayrıca Türkiye, Filistinli mültecilere insani yardım ulaştırmada UNRWA’nın kritik rolünü vurgulayarak, ajansın faaliyetlerini sürdürmesi için uluslararası topluma çağrıda bulunuyor. Bu bağlamda, Türkiye’nin BM nezdinde yürüttüğü diplomatik girişimler, UNRWA’nın ayakta kalması için önem taşıyor. Ancak AB’nin bu konudaki zayıf duruşu, Türkiye’nin de dahil olduğu İslam İşbirliği Teşkilatı gibi platformların inisiyatif almasını zorunlu kılıyor.