ABD'nin Küba'ya yönelik politikaları, Soğuk Savaş'ın bitiminden 30 yılı aşkın süre geçmesine rağmen hâlâ belirsizliğini koruyor. Haftalık Amerika podcastimizin bu bölümünde, Biden yönetiminin Küba'ya yönelik yeni stratejisi, adadaki komünist yönetimin kırılganlığı ve rejimin geleceğine dair olası senaryolar ele alındı. Küba, uzun yıllardır süren ekonomik ambargo, pandemi sonrası toparlanma zorlukları ve artan göç dalgalarıyla mücadele ederken, ABD'nin 1960'lardan beri süregelen ambargo politikasının devam edip etmeyeceği merak konusu.
Biden yönetiminin değişken Küba stratejisi
Joe Biden'ın başkanlık kampanyası sırasında Trump döneminde Küba'ya uygulanan sert yaptırımları hafifletme sözü vermesine rağmen, göreve geldikten sonra bu alanda sınırlı adımlar attı. Beyaz Saray, özellikle Küba'da 2021 yazında patlak veren kitlesel protestoların ardından, 'rejim değişikliğini teşvik eden' Trump politikalarını büyük ölçüde korudu. Uzmanlara göre, Biden yönetimi iki hedef arasında sıkışmış durumda: Bir yanda Küba halkına destek sinyali vermek, diğer yanda rejime doğrudan meydan okumaktan kaçınmak.
Podcast'te ele alınan bir diğer konu, 2021'deki '11 Temmuz protestoları' ve sonrasında hükümetin muhaliflere yönelik baskılarıydı. Küba Devlet Başkanı Miguel Díaz-Canel'in, Covid-19 salgını ve turizm gelirlerindeki keskin düşüşün yarattığı ekonomik krizi aşma çabaları yetersiz kaldı. Adada gıda ve ilaç sıkıntısı derinleşirken, 2022 yılında ülke tarihinin en büyük göç dalgası yaşandı; on binlerce Kübalı ABD'ye ulaşmak için tehlikeli yollar denedi.
Biden yönetimi, bu tablo karşısında Küba'ya yönelik bazı kısıtlamaları gevşetti. Örneğin, aile ziyaretleri ve havale gönderimlerine izin veren düzenlemeler yapıldı. Ancak Trump döneminde getirilen ve Küba'ya turist amaçlı seyahatleri neredeyse imkânsız hale getiren yasakların birçoğu hâlâ yürürlükte. Bu durum, ada ekonomisinin en önemli döviz kaynaklarından olan turizm gelirlerini ciddi biçimde sınırlıyor.
Küba'nın kırılgan ekonomisi ve bölgesel denklem
Küba ekonomisi, 2019'dan bu yana pandemi, yaptırımlar ve yapısal sorunların birleşimiyle daralıyor. Ülkenin GSYİH'sı 2020'de yüzde 11 oranında küçüldü. Hükümet, 2021'de 'para birimi reformu' olarak adlandırılan ancak enflasyonu tetikleyen bir düzenlemeye gitti. Bu hamle, halkın alım gücünü daha da düşürdü. Küba Merkez Bankası'nın verilerine göre, 2022 yılı enflasyonu resmî olarak yüzde 30'u aştı; bağımsız analistler ise bu oranın çok daha yüksek olduğunu tahmin ediyor.
Podcast'te, Küba'nın en önemli müttefiki olan Venezuela'daki siyasi ve ekonomik çalkantıların Küba'ya etkisi de tartışıldı. Venezuela'nın düşen petrol üretimi, Küba'ya sağladığı sübvansiyonlu petrol akışını azalttı. Bunun yerine, Küba'nın Çin ve Rusya ile ilişkilerini derinleştirdiği belirtiliyor. Özellikle Rusya'nın Ukrayna savaşı sonrası Batı yaptırımlarına maruz kalması, Küba'yı Moskova için alternatif bir ortak haline getirdi. Ancak bu ülkelerden gelen mali yardım, eski Sovyet dönemi desteğinin çok gerisinde.
Biden yönetiminin Küba politikasının şekillenmesinde, Florida ve New Jersey gibi eyaletlerde yaşayan Küba asıllı Amerikalıların oy gücü önemli bir faktör. 2024 başkanlık seçimleri yaklaşırken, Beyaz Saray'ın ambargoyu tamamen kaldırma veya Küba'ya yönelik sert yaptırımları geri getirme konusunda manevra alanı daralıyor. Uzmanlara göre, mevcut durumda en olası senaryo, 'sürünme' politikasıyla kademeli ve sınırlı normalleşme adımları.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Küba'daki gelişmeler, Türkiye için doğrudan bir etki yaratmasa da, Latin Amerika'daki Rusya ve Çin etkisi bağlamında önem taşıyor. Türkiye, Küba ile ikili ticareti sınırlı olsa da (2022 verilerine göre toplam 150 milyon dolar civarı), Havana yönetiminin uluslararası platformlarda Türkiye aleyhine oy kullandığı durumlar olabiliyor. Küba ekonomisinin iyileşmesi durumunda, Türk inşaat ve tarım firmaları için potansiyel bir pazar oluşabilir. Ancak ABD ambargosu nedeniyle bu pazar riskli ve sınırlı kalıyor. Türkiye için asıl stratejik önem, Küba üzerinden Latin Amerika'da Rusya ve Çin'in etki alanının genişlemesinin, Batı ittifakı içindeki Türkiye'nin konumunu dolaylı olarak etkilemesidir.