ABD, temiz enerji politikaları kapsamında biyoyakıt kullanımını artırma hedefiyle yeni bir düzenleme hazırlıyor. Ancak ülkenin mevcut bitkisel yağ üretimi, bu hedefi karşılamaktan uzak. Uzmanlara göre bu durum, ithalatın patlamasına ve başta Güneydoğu Asya ile Latin Amerika olmak üzere tropik ormanların palmiye ve soya gibi yağ bitkileri ekimi için yok edilmesine neden olabilir.
Yeni zorunluluk ve üretim açığı
ABD Çevre Koruma Ajansı'nın (EPA) 2023'te belirlediği yenilenebilir yakıt standardı (RFS), 2025 yılına kadar biyoyakıt hacmini önemli ölçüde artırmayı öngörüyor. Ancak ülkedeki bitkisel yağ üretimi, bu miktarı sağlayacak seviyede değil. ABD Tarım Bakanlığı verilerine göre, ABD 2024'te yaklaşık 27 milyon ton bitkisel yağ üretti; biyoyakıt ihtiyacı ise bunun en az 11 milyon ton üzerinde. Aradaki farkın ithalatla kapatılması gerekiyor.
Bu ithalatın en büyük bölümünü palmiye yağı ve soya yağı oluşturacak. Palmiye yağı üretiminin yüzde 85'inden fazlası Endonezya ve Malezya'da yapılıyor. Soya yağı ise başta Brezilya, Arjantin ve Paraguay olmak üzere Güney Amerika'da üretiliyor. Her iki üretim de tropik ormanların tarım alanlarına dönüştürülmesiyle doğrudan bağlantılı. Dünya Kaynakları Enstitüsü'nün (WRI) raporuna göre, 2000-2020 yılları arasında Endonezya'da palmiye için yapılan orman tahribatı 10 milyon hektarı aştı. Benzer bir süreç Brezilya'da soya üretimi nedeniyle Amazon ve Cerrado biyomlarında yaşanıyor.
Küresel iklim hedefleri ile çelişki
ABD'nin biyoyakıt politikası, bir yandan fosil yakıt bağımlılığını azaltmayı amaçlarken, diğer yandan karbon salımını artıran orman tahribatını tetikleme riski taşıyor. Tropik ormanlar, atmosferdeki karbonu emen en önemli doğal karbon yutakları. Bu ormanların yok edilmesi, biyoyakıt kullanımından sağlanacak emisyon tasarrufunu fazlasıyla geri alabilir. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü (MIT) araştırmacıları, dolaylı arazi kullanımı değişikliği nedeniyle palmiye bazlı biyoyakıtların aslında petrol bazlı alternatiflerden daha yüksek karbon ayak izine sahip olabileceğini belirtiyor.
BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCCC) verilerine göre, arazi kullanımı değişikliği küresel sera gazı emisyonlarının yaklaşık yüzde 12'sini oluşturuyor. ABD'nin yeni politikası, bu payı artırma potansiyeli taşıyor. Özellikle tüketici ülkelerin sorumluluğu konusunda sivil toplum kuruluşları uyarıda bulunuyor. Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), "ABD'nin biyoyakıt hedefi, temiz enerji gibi görünse de aslında ormanların yok olmasına hizmet ediyor" açıklamasını yaptı.
Alternatif arayışlar ve sürdürülebilirlik kriteri
ABD yönetimi, sorunu kısmen alternatif hammaddelerle çözmeyi planlıyor. Atık yemek yağları ve hayvansal yağlar kullanılabilecek olsa da, bu kaynakların potansiyeli sınırlı. Ayrıca talep patlaması nedeniyle geri dönüştürülmüş yağ fiyatları da hızla yükseliyor. Uluslararası Enerji Ajansı'na (IEA) göre, ABD'nin talep artışı karşısında atık yağ ithalatı da artabilir; ancak bu yağların büyük kısmı Çin gibi ülkelerden geliyor ve tedarik zincirinde şeffaflık sorunları bulunuyor.
Biyoyakıt üretiminde sürdürülebilirlik sertifikasyonu yaygınlaşıyor. Ancak ABD'nin yeni zorunluluğunda henüz katı kriterler yer almıyor. Çevre örgütleri, EPA'nın orman tahribatını önleyici maddeler eklemesini ve yalnızca sertifikalı sürdürülebilir kaynaklardan alım yapılmasını şart koşmasını talep ediyor. Avrupa Birliği, benzer bir konuda 2023'te yürürlüğe giren Ormansızlaşma Yönetmeliği'nde (EUDR), ithal edilen ürünlerin ormansızlaşmaya neden olmamasını zorunlu kılmıştı. ABD'nin bu konuda henüz adım atmamış olması eleştiriliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, biyoyakıt üretiminde hammadde olarak kanola, aspir ve atık yağları kullanıyor. ABD'nin artan ithalat talebi, küresel bitkisel yağ fiyatlarını yükselterek Türkiye'nin gıda ve yem maliyetlerini olumsuz etkileyebilir. Ayrıca Türkiye, enerji politikasında biyoyakıt payını artırmayı hedeflerken, bu gelişme sürdürülebilirlik kriterlerini daha sıkı uygulaması gerektiğini gösteriyor. Orman tahribatının önlenmesi için uluslararası sertifikasyon sistemlerine entegrasyon önem kazanıyor. Diğer yandan, Türkiye'nin jeotermal gibi alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi, biyoyakıt ithalatına bağımlılığı azaltabilir.