ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Kuveyt'te düzenlenen bir basın toplantısında, ülkesinin İran ile yürüttüğü diplomatik süreçte Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) üyesi ülkelerin güvenlik çıkarlarını hiçbir şekilde tehlikeye atmayacağını açıkladı. 24 Haziran 2025 tarihli Reuters haberine göre Rubio, “Amerika Birleşik Devletleri, İran'la olan ilişkilerinde bölgedeki müttefiklerinin güvenliğini zedeleyecek hiçbir adım atmaz” ifadelerini kullandı. Bu açıklama, Tahran yönetimiyle nükleer anlaşma müzakerelerinin yeniden canlandırılmasına yönelik çabalara rağmen, Körfez ülkelerinde Washington'un güvenilirliğine dair endişelerin sürdüğü bir dönemde geldi.
Kuveyt'teki temaslar ve bölgesel dengeler
Rubio'nun Kuveyt ziyareti, ABD'nin bölgedeki askeri varlığının ve diplomatik angajmanının bir parçası olarak değerlendiriliyor. Bakan, Kuveytli mevkidaşı ve Emir Şeyh Mişel el-Ahmed el-Cabir es-Sabah ile bir araya gelerek, ikili ilişkiler ve bölgesel güvenlik konularını ele aldı. Görüşmede, İran'ın nükleer programı ve bölgesel faaliyetlerinin yanı sıra, Yemen'deki Husilere yönelik ortak endişeler de gündeme geldi. Rubio, ABD'nin Körfez'deki müttefikleriyle istişare halinde hareket edeceğini belirterek, “Bizim için bu ülkelerin egemenliği ve istikrarı vazgeçilmezdir” dedi.
Körfez ülkeleri, 2015 tarihli Kapsamlı Ortak Eylem Planı'nın (JCPOA) yeniden uygulanması konusunda ABD'nin Tahran'a çok fazla taviz vereceğinden endişe ediyor. Özellikle Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri, İran'ın nükleer silah kapasitesine ulaşması durumunda bölgesel bir nükleer yarışın tetikleneceğini savunuyor. Rubio'nun bu endişeleri gidermek amacıyla yaptığı açıklamalar, Washington'un geleneksel müttefiklerine verdiği önemi gösterse de, ikna ediciliği konusunda şüpheler devam ediyor.
Bölgesel ve küresel boyut: Yeni bir Ortadoğu mu?
ABD'nin Körfez güvenliğine yönelik taahhütleri, sadece İran'la ilişkileri değil, aynı zamanda Çin ve Rusya'nın bölgedeki artan etkisini de ilgilendiriyor. Pekin, geçtiğimiz yıl Suudi Arabistan ile İran arasında bir normalleşme anlaşmasına aracılık ederek Washington'u gölgede bırakmıştı. Moskova ise Suriye ve Libya başta olmak üzere birçok krizde kilit bir oyuncu haline gelmişti. Bu bağlamda Rubio'nun sözleri, ABD'nin bölgeden çekilme algısını kırmayı hedefliyor.
ABD'nin askeri varlığı Bahreyn'deki 5. Filo merkezi, Katar'daki El-Udeyd Hava Üssü ve Kuveyt'teki Camp Arifjan gibi tesislerle Körfez'de yoğunlaşmış durumda. Ancak son yıllarda ABD'nin enerji ihracatındaki artış, bölgeye bağımlılığı azalttı; bu da müttefikler arasında Washington'un taahhütlerinin kalıcılığına dair soru işaretleri yaratıyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin Körfez güvenliğini İran politikasının merkezine koyması, Türkiye için dolaylı ama önemli sonuçlar doğurabilir. Türkiye, Körfez ülkeleriyle son dönemde ekonomik ve diplomatik ilişkilerini güçlendirirken, İran'la da enerji ve güvenlik konularında iş birliği yapıyor. Rubio'nun açıklamaları, Ankara'nın iki taraf arasında denge kurma çabalarını zorlaştırabilir. ABD'nin Körfez'deki askeri varlığı, Türkiye için sadece bir güvenlik parametresi değil, aynı zamanda NATO içindeki konumunu da etkileyen bir faktör. Washington'un Tahran'a yönelik sert tutumu, Türkiye'nin İran'la sınır güvenliği ve enerji ticareti gibi konulardaki hassasiyetlerini göz ardı ederse, Ankara ile Washington arasında yeni bir gerilim kaynağı olabilir. Ayrıca, Körfez'de istikrar, küresel enerji fiyatları ve ticaret yolları üzerinden Türkiye ekonomisini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle, Ankara'nın bölgedeki gelişmeleri yakından izleyerek çok boyutlu bir diplomasi yürütmesi bekleniyor.