ABD Yüksek Mahkemesi, Başkan Donald Trump yönetiminin yüz binlerce Haitili ve Suriyelinin ülkede kalma ve çalışma iznini sona erdirme girişimini destekleyen kritik bir karara imza attı. Mahkemenin 6-3 oyla aldığı karar, ülkelerindeki şiddet, doğal afet ve çatışmalar nedeniyle Geçici Koruma Statüsü (TPS) ile Amerika'da bulunan yaklaşık 300 bin kişiyi doğrudan ilgilendiriyor. Karar, Trump yönetiminin göçmenlik politikalarının en tartışmalı adımlarından birini yasal zemine oturturken, TPS sahipleri için belirsizlik ve sınır dışı edilme riskini beraberinde getiriyor.
Kararın arka planı ve hukuki gerekçeler
Geçici Koruma Statüsü, 1990 yılında çıkarılan bir yasayla, ülkesinde savaş, deprem, salgın veya diğer olağanüstü durumlar yaşayan yabancı uyruklulara ABD'de geçici olarak kalma ve çalışma hakkı tanıyor. Program, İç Güvenlik Bakanlığı tarafından belirli aralıklarla yenileniyor. Trump yönetimi, 2017 ve 2018 yıllarında Haiti, El Salvador, Sudan, Nikaragua ve Suriye gibi ülkeler için TPS statüsünü sonlandırma kararı almıştı. Yönetim, bu ülkelerdeki koşulların iyileştiğini ve TPS'nin süresiz bir oturum iznine dönüşmemesi gerektiğini savunuyordu.
Karara muhalefet şerhi koyan Yargıç Sonia Sotomayor, kararın binlerce insanın hayatını altüst edeceğini ve aileleri ayıracağını belirtti. Sotomayor, 'Bu karar, on yıllardır bu ülkede yaşayan, çalışan ve çocukları ABD vatandaşı olan insanları hedef alıyor' ifadelerini kullandı. Kararın gerekçesinde ise, İç Güvenlik Bakanlığı'nın TPS statüsünü sonlandırma konusunda takdir yetkisine sahip olduğu ve mahkemelerin bu karara müdahale edemeyeceği vurgulandı.
Haiti, 2010 yılındaki yıkıcı depremin ardından TPS listesine alınmıştı. Ülkede halen devam eden siyasi kriz, çete şiddeti ve yoksulluk, birçok Haitilinin geri dönüşünü imkansız kılıyor. Suriye ise iç savaşın başladığı 2011 yılından bu yana TPS kapsamında. Esad rejiminin yeniden kontrolü sağlamasına rağmen, ülkenin büyük bölümü hala savaştan harap durumda ve insani koşullar son derece kötü.
Bölgesel ve küresel boyut
Karar, ABD'nin göçmenlik politikalarında yeni bir dönemin habercisi olarak değerlendiriliyor. Başkan Trump'ın ikinci döneminde göçmen karşıtı politikaların daha da sertleşeceğine işaret eden bu karar, yalnızca Haitili ve Suriyelileri değil, aynı zamanda Nepal, Yemen, Somali ve Sudan gibi diğer TPS ülkelerini de endişelendiriyor. Uzmanlar, kararın emsal teşkil ederek diğer TPS statülerinin de sonlandırılmasının önünü açabileceğini belirtiyor.
Kararın uluslararası yansımaları da olması bekleniyor. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR), kararın 'küresel mülteci krizine saygısızlık' olduğunu ve ABD'nin uzun yıllardır sürdürdüğü insani liderlik rolüne gölge düşürdüğünü açıkladı. İnsan hakları örgütleri ise, ABD'nin uluslararası hukukta zorla geri göndermeme ilkesini ihlal ettiğini savunuyor. Haiti ve Suriye gibi ülkelerin güvenli olmadığı ortadayken, bu insanların sınır dışı edilmesinin ağır insani sonuçlar doğuracağı ifade ediliyor.
Kararın bir diğer boyutu ise ABD iç siyasetindeki etkileri. TPS statüsüne sahip kişilerin çoğu, Demokrat Parti'nin güçlü olduğu California, New York, Florida ve Teksas gibi eyaletlerde yaşıyor. Bu eyaletlerdeki Demokrat vekiller ve sivil toplum kuruluşları, karara sert tepki gösterdi. Kongre'de TPS sahiplerine kalıcı oturum izni verilmesi için yasa tasarıları bulunsa da, Trump yönetiminin karşı duruşu nedeniyle bu çabaların sonuç alması zor görünüyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Bu karar, Türkiye açısından doğrudan bir etki yaratmasa da, ABD'nin göçmenlik politikalarındaki sertleşme trendinin bir parçası olarak değerlendirilebilir. Türkiye, Suriye'deki iç savaş nedeniyle yaklaşık 3,5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yaparken, ABD'nin Suriyeli TPS sahiplerine yönelik bu kararı, Batı ülkelerinin mülteci politikalarındaki değişimin bir göstergesi. Bu durum, Türkiye üzerindeki göç baskısını dolaylı olarak artırabilir. Ayrıca, kararın uluslararası hukuk ihlalleri ve insani sonuçları, Türkiye'nin sığınmacı politikalarında referans aldığı ilkelerle çelişiyor. Türkiye, mülteci konusunda uluslararası sorumluluk paylaşımı çağrıları yaparken, ABD'nin bu adımı çok taraflı işbirliğini zayıflatma riski taşıyor.