ABD'de Yahudi cemaatine yönelik güvenlik harcamaları yıllık 1 milyar doları aştı. Bu rakam, sinagoglar, okullar ve toplum merkezlerinin artan tehdit algısına karşı aldığı önlemlerin maliyetini gözler önüne seriyor. Yüksek Tatiller (Roş Aşana ve Yom Kippur) yaklaşırken, koruma hizmetlerinin finansmanını kimin üstleneceği sorusu ulusal bir tartışmaya dönüşmüş durumda. Cemaat liderleri, artan antisemitik saldırılar ve nefret suçları karşısında güvenliğin bir lüks değil, zorunluluk olduğunu vurguluyor.
Güvenlik Maliyetlerinin Arka Planı
ABD'de Yahudi kurumlarına yönelik tehditler son yıllarda hem nicelik hem de nitelik olarak arttı. 2018 Pittsburgh sinagog saldırısı, 2019 Poway ve Jersey City saldırıları, 2022 Colleyville'deki rehin alma olayı gibi yüksek profilli olaylar, cemaatin güvenlik ihtiyacını acil hale getirdi. Federal düzeyde sağlanan hibeler ve yerel yönetim destekleri olsa da, toplam maliyetin büyük kısmı cemaat üyeleri, bağışçılar ve sivil toplum kuruluşları tarafından karşılanıyor.
Güvenlik harcamaları; silahlı güvenlik görevlileri, kamera sistemleri, çelik kapılar, erişim kontrol sistemleri, personel eğitimi ve siber güvenlik gibi kalemleri içeriyor. Bazı sinagoglar yıllık bütçelerinin önemli bir bölümünü güvenliğe ayırmak zorunda kalırken, küçük cemaatler için bu yük daha da ağır. Özellikle Yüksek Tatiller döneminde, sinagog hizmetlerine katılımın zirve yapması nedeniyle ek güvenlik önlemleri gerekiyor; bu da maliyetleri katlıyor.
Federal hükümet, 2001'den bu yana çeşitli programlarla (örneğin, İç Güvenlik Bakanlığı'nın Kar Amacı Gütmeyen Güvenlik Hibesi Programı) Yahudi kurumlarına mali destek sağlıyor. Ancak bu hibeler genellikle başvuru süreçleri, eşleştirme gereksinimleri ve sınırlı bütçeler nedeniyle ihtiyacın tamamını karşılamıyor. 2023'te bu programa ayrılan fon 305 milyon dolara çıkarıldı, fakat Yahudi güvenlik örgütleri toplam ihtiyacın 1 milyar doları aştığını belirtiyor.
Ulusal ve Küresel Boyut
ABD'deki bu tartışma, yalnızca bir inanç grubunun iç meselesi değil; aynı zamanda ülkedeki din özgürlüğü, nefret suçlarıyla mücadele ve kamu güvenliği politikalarının kesişim noktasında duruyor. Antisemitizm izleme kuruluşlarının verilerine göre, ABD'de 2023'te bildirilen antisemitik olaylar rekor seviyeye ulaştı. Bu artışta internet kaynaklı radikalleşme, aşırı sağ hareketler ve Orta Doğu'daki gerilimlerin yansımaları etkili oldu.
Öte yandan, Avrupa'da da benzer bir eğilim gözleniyor; Fransa, Almanya ve Birleşik Krallık'ta Yahudi kurumları güvenlik harcamalarını artırdı. Konu, uluslararası alanda din özgürlüğü raporlarına ve insan hakları tartışmalarına da yansıyor. Bazı hukukçular, devletin belirli bir dini grubun güvenliği için özel fon ayırmasının anayasal eşitlik ilkesiyle çelişip çelişmediğini sorguluyor. Ancak cemaat temsilcileri, tehdidin hedefli olduğunu ve devletin koruma yükümlülüğünü hatırlatıyor.
Bu tablo, ABD'deki sosyal dokunun ne kadar kırılgan hale geldiğini ve güvenliğin demokratik bir toplumda nasıl bir 'vergi'ye dönüştüğünü gösteriyor. Tartışma, yaklaşan 2024 seçimleri öncesinde siyasi partilerin de gündemine girebilir.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, ABD'deki Yahudi cemaatinin güvenlik maliyetleriyle doğrudan ilgili olmasa da, bu gelişme küresel antisemitizm ve din özgürlüğü tartışmaları açısından önem taşıyor. Türkiye, farklı inanç gruplarına ev sahipliği yapan bir ülke olarak, azınlık hakları ve güvenlik konularında hassas bir dengede. ABD'deki tartışma, Türkiye'nin kendi azınlıklarına yönelik politikaları ve uluslararası alanda din özgürlüğü savunuculuğu bağlamında da okunabilir. Ayrıca, Türkiye-İsrail ilişkileri ve bölgesel gerilimler göz önüne alındığında, Batı'daki antisemitizm algısı Türk dış politikasını dolaylı yönden etkileyebilir. Türkiye, uluslararası forumlarda nefret suçlarıyla mücadeleyi destekleyerek insan hakları karnesini güçlendirebilir.