ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Çin Devlet Başkanı Xi Jinping'in ABD'ye kritik bir zirve için gelmesinden saatler önce, "doğum turizmine katılan veya kolaylaştıran" kişilere vize kısıtlaması getirileceğini açıkladı. Trump yönetiminin uzun süredir Çin'e yönelik eleştirilerinin odağında yer alan doğum turizmi, yeni vizelerin kısıtlanmasıyla hedef alınıyor. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Vize verilmesini kısıtlayarak..." ifadeleri kullanıldı.
Doğum turizmi nedir, neden tartışılıyor?
Doğum turizmi, hamile kadınların çocuklarına ABD vatandaşlığı kazandırmak amacıyla Amerika Birleşik Devletleri'ne seyahat etmesi anlamına geliyor. ABD Anayasası'nın 14. Değişikliği, ülkede doğan herkese otomatik olarak vatandaşlık hakkı tanıyor. Bu düzenleme, zengin Çinli aileler başta olmak üzere birçok ülkeden insanın ilgisini çekiyor. Trump yönetimi, bu uygulamanın "zincirleme göç" yarattığını ve ulusal güvenlik riski oluşturduğunu savunuyor. Doğum turizmi operasyonları genellikle lüks otellerde konaklama, özel hastane hizmetleri ve doğum sonrası vatandaşlık işlemlerini kapsayan paketler halinde sunuluyor. Çin'de bu hizmetlerin maliyeti 20.000 ila 80.000 dolar arasında değişiyor.
ABD'li yetkililer, doğum turizminin yalnızca vatandaşlık meselesi olmadığını, aynı zamanda vergi kaçakçılığı, sahte belge kullanımı ve insan kaçakçılığı gibi suçlarla da bağlantılı olduğunu belirtiyor. 2020'de federal savcılar, Kaliforniya'da Çinli ailelere yönelik doğum turizmi hizmeti veren bir şebekeyi çökertmişti. O dönemde pandemi nedeniyle seyahat kısıtlamaları zaten uygulanıyordu.
Rubio'nun açıklaması, Xi Jinping'in ABD ziyareti öncesinde zamanlama açısından dikkat çekici. Zirvede ticaret, teknoloji transferi ve Tayvan gibi konuların yanı sıra göç politikalarının da masada olması bekleniyor. Trump yönetimi, doğum turizmini sınır güvenliği ve göç reformu çerçevesinde ele alıyor. Yeni vize kısıtlaması, Bakanlık tarafından yayımlanan bir genelgeyle yürürlüğe girecek. Kısıtlama, yalnızca doğum turizmine katılanları değil, bu tür seyahatleri organize eden aracıları, danışmanları ve hastaneleri de kapsayacak.
Zirve öncesi gerilim ve küresel yansımalar
Xi Jinping'in ziyareti, ABD-Çin ilişkilerinde son yılların en kritik diplomatik temaslarından biri olarak görülüyor. İki ülke arasında ticaret savaşları, teknoloji yasakları ve Güney Çin Denizi'ndeki askeri gerilim devam ederken, doğum turizmi gibi göçle ilgili konular da ilişkileri germe potansiyeli taşıyor. Çin hükümeti, doğum turizmini resmi olarak teşvik etmiyor; hatta 2017'de bu tür hizmetleri yasaklayan düzenlemeler getirmişti. Ancak zengin Çinli ailelerin talebi, yasa dışı yollarla da olsa devam ediyor.
ABD'de doğum turizmi karşıtı söylem, yalnızca Trump yönetimine özgü değil. Bazı Cumhuriyetçi senatörler, 14. Değişikliğin yeniden yorumlanması gerektiğini savunuyor. Hatta bazı eyaletlerde doğum turizmi operasyonlarını zorlaştıran yerel yasalar çıkarıldı. Öte yandan, insan hakları örgütleri, otomatik vatandaşlık hakkının anayasal bir güvence olduğunu ve idari kısıtlamalarla ortadan kaldırılamayacağını vurguluyor. Vize kısıtlamasının hukuki dayanağı da tartışmalı; çünkü doğum turizmi doğrudan yasaklanmış bir faaliyet değil. Uygulama, vize başvurularında "göçmen olmayan niyet" beyanını ihlal edenler üzerinden yürütülecek.
Küresel ölçekte doğum turizmi, ABD dışında Kanada, Avustralya ve bazı Avrupa ülkelerinde de yaygın. Ancak ABD, anayasal vatandaşlık hakkı nedeniyle en çok tercih edilen destinasyon. Bu nedenle alınan karar, diğer ülkeler için de örnek teşkil edebilir. Çin ile ABD arasındaki gerilimin göç politikalarına yansıması, uluslararası öğrenci ve turist vizelerini de etkileyebilir. Zirve sırasında Xi Jinping'in bu konuyu gündeme getirip getirmeyeceği merak konusu.
Türkiye Açısından Değerlendirme
ABD'nin doğum turizmine yönelik vize kısıtlaması, doğrudan Türkiye'yi hedef almasa da küresel göç ve vize politikalarında bir dönüm noktası olabilir. Türkiye, ABD ile vize anlaşmalarında karşılıklılık ilkesine dayalı bir sistem yürütüyor. Bu tür kısıtlamalar, Türk vatandaşlarının ABD vizesi başvurularında daha sıkı incelemelere tabi tutulmasına yol açabilir. Ayrıca Türkiye'nin kendi vatandaşlık politikaları, özellikle Suriyeli mülteciler ve yatırım yoluyla vatandaşlık konusunda uluslararası eleştirilere maruz kalıyor. ABD'nin attığı adım, Türkiye'nin de göç ve vatandaşlık konularında daha dikkatli adımlar atması gerektiğini gösteriyor. Öte yandan, Çin-ABD geriliminin tırmanması, Türkiye'nin iki ülke arasında denge politikası izlemesini zorlaştırabilir. Türkiye, hem Çin hem ABD ile ekonomik ilişkilerini sürdürmek istiyor; ancak vize kısıtlamaları gibi konular, Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinde yeni bir başlık açabilir.