ABD ve Suudi Arabistan, iki ülke arasında ’on yıllarca sürecek ve milyarlarca dolar değerinde bir ortaklığın’ temelini oluşturacak tarihi bir nükleer enerji anlaşmasına imza attı. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamaya göre anlaşma, Suudi Arabistan’ın sivil nükleer programını Amerikan teknolojisi ve güvenlik standartları çerçevesinde geliştirmesini öngörüyor. Bu anlaşma, aynı zamanda Riyad yönetiminin uranyum zenginleştirme ve yakıt üretimi gibi hassas nükleer faaliyetlerde bulunmasına izin veren ilk ikili anlaşma olma özelliği taşıyor.
Gelişmenin arka planı
Anlaşma, Suudi Arabistan’ın Vizyon 2030 planı kapsamında ekonomisini petrolden arındırma ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Suudi yönetimi, elektrik üretiminde nükleer enerjinin payını artırarak hem iç tüketimi karşılamayı hem de artan petrol ihracatıyla daha fazla gelir elde etmeyi hedefliyor. ABD ise bu anlaşmayla, Çin ve Rusya gibi rakiplerinin Orta Doğu’da nükleer enerji alanında etkinlik kazanmasını engellemeyi amaçlıyor. Zira Suudi Arabistan, daha önce Çin ve Rus şirketleriyle de nükleer enerji konusunda görüşmeler yapmış, ancak ABD’nin sunduğu güvenlik garantileri ve teknoloji transferi koşulları Riyad’ı Washington’a yöneltmişti.
Anlaşmanın detaylarına göre ABD, Suudi Arabistan’a nükleer reaktörler, yakıt ve teknik destek sağlayacak. Karşılığında Suudi Arabistan, nükleer malzemelerin silah amaçlı kullanılmaması için gerekli denetim mekanizmalarını kabul edecek ve Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) ile iş birliği yapacak. Ancak uzmanlar, Suudi Arabistan’ın uranyum zenginleştirme kapasitesine sahip olmasının bölgede bir silahlanma yarışını tetikleyebileceği uyarısında bulunuyor. Özellikle İran’ın nükleer programına ilişkin endişelerin sürdüğü bir dönemde, Suudi Arabistan’ın da zenginleştirme yapabilmesi, Orta Doğu’daki nükleer dengeleri değiştirebilir.
Bölgesel ve küresel boyut
Anlaşma, sadece enerji alanında değil, jeopolitik açıdan da önemli sonuçlar doğuruyor. ABD’nin Suudi Arabistan ile nükleer iş birliğini derinleştirmesi, iki ülke arasında son yıllarda gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayeti ve Yemen savaşı gibi konularda yaşanan gerilimleri aşma çabası olarak yorumlanıyor. Aynı zamanda, Washington yönetiminin Çin’in Orta Doğu’daki nüfuzunu dengeleme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Çin, Suudi Arabistan’ın en büyük petrol alıcısı konumunda ve iki ülke arasında savunma ve teknoloji alanında artan iş birliği, ABD’yi rahatsız ediyor.
Diğer yandan, anlaşmanın İsrail ile ilişkiler üzerinde de etkisi olması bekleniyor. Suudi Arabistan’ın nükleer programının meşruiyet kazanması, İsrail’in bölgedeki nükleer tekelini sona erdirebilir. Tel Aviv yönetimi, Suudi Arabistan’ın nükleer silah üretme potansiyelinden endişe duyuyor, ancak ABD’nin garantileri ve anlaşmadaki denetim maddeleri İsrail’i kısmen rahatlatabilir. Bölgedeki diğer aktörlerden Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar da kendi nükleer programlarını geliştirme çabasında. Bu durum, Orta Doğu’da nükleer enerjiye olan ilginin arttığına işaret ediyor.
Ekonomik açıdan bakıldığında, anlaşma ABD’nin nükleer enerji sektörü için büyük bir ihracat fırsatı yaratıyor. Westinghouse ve GE Hitachi gibi Amerikan şirketleri, Suudi Arabistan’ın kuracağı reaktörler için en güçlü adaylar arasında. Anlaşma ayrıca, ABD’de nükleer enerjiye olan ilgiyi canlandırabilir ve istihdam yaratabilir. Suudi Arabistan ise bu anlaşmayla, ülkedeki enerji arzını çeşitlendirerek fosil yakıtlara bağımlılığı azaltmayı ve karbon emisyonlarını düşürmeyi hedefliyor.
Türkiye Açısından Değerlendirme
Türkiye, Akkuyu NGS’nin ardından Sinop ve İğneada’da yeni nükleer santraller planlarken, bu anlaşma bölgesel enerji dengelerini etkileyebilir. Suudi Arabistan’ın nükleer alandaki ilerlemesi, Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji merkezi olma hedefine rakip oluşturabilir. Ayrıca, ABD’nin Suudi Arabistan’a yönelik nükleer teknoloji transferi, Türkiye’nin nükleer enerji tedarikinde Rusya’ya bağımlılığını azaltma çabalarına yeni bir boyut kazandırabilir. Türkiye, benzer bir anlaşma için ABD ile müzakereleri sürdürüyor; bu gelişme, Türkiye’nin elini güçlendirebilir. Ancak Suudi Arabistan’ın nükleer silah kapasitesine yönelik endişeler, Türkiye’nin de içinde bulunduğu bölgesel güvenlik denklemini karmaşıklaştırabilir.